Ekibin en iyi çalışanı istifa etti.
Ondan önceki de gitmişti. Belki de o sendin.
Eskiden severek takip ettiğin sosyal platformda artık sadece gürültü ve kavga var.
Kalanlar hep aynı kişiler.
Ve aklından o cümle geçiyor; “Neden hep iyiler gidiyor da kötüler kalıyor?”
Bir markete gittiniz ve alışveriş yaptınız. Bin lira ödeme yapacaksınız, elinizde bin lira var ve bunun tam karşılığı olan minik bir altıncık da var. Kasiyer ödemeyi ikisiyle de yapabileceğinizi söylediğinde, lira ile mi ödeme yapmak istersiniz, yoksa altın ile mi?
Tabii ki lira ile ödeme yaparsınız.
Çünkü altının daha değerli olduğunu bilirsiniz.
Bugünkü konumuz olan Gresham Yasası tam olarak budur. Kötü paranın iyi parayı kovmasıdır. Kötü para dolaşımda kalmaya devam ederken, iyi para dolaşımda olmaz, yastık altında saklanır.
Aynı durumu insana ve hayata da uyarlayacağız. İyi yöneticiler şirketlerden ayrılırken kötüler kalmaya devam eder, bir uygulamada kötü yazılmış kod iyi yazılmış bir kodun yerini alır, otomobil alışverişinde iyi araç satıcıları sistemden uzaklaşır…
Gresham Yasası’nı bir kehanet gibi değil, bir teşhis aracı olarak kullanmayı öğreneceksin bu yazıda. “Kötü her zaman kazanır” demek, bu modele yapacağın en büyük haksızlık olacak, çünkü model bunu söylemiyor. Modelin doğru kullanımı, bir sistemde kötünün neden kazandığını sorup o nedeni bulmak ve ona karşı bir kuvvet tasarlamak olacak.
Y Combinator isimli, yeni girişimleri destekleme platformunun kurucularından Paul Graham’ın 2008 yılında yazdığı Trolls isimli bir makalesi var. (Trol, internet ortamında insanları kasıtlı olarak kızdırmak, tartışma çıkarmak veya dikkat çekmek amacıyla kışkırtıcı, alaycı ya da saldırgan mesajlar paylaşan kişiye denir.) Makalede en çok alıntılanan yer şurasıdır:
Trollerin bir tür Gresham yasası var. Troller düşünceli insanların olduğu bir foruma girmeye isteklidir, ama düşünceli insanlar trollerle dolu bir foruma girmeye istekli değildir. Bu yüzden trolleme bir kez yerleşince baskın kültür haline gelir.
Bu cümleyi ben Ekşi Sözlük yazarıyken çok sık görürdüm, hatta kendim de sık sık kullanırdım: “Ekşi çok bozdu.” Yıllar oldu, artık kullanmıyorum Ekşi Sözlük’ü. Çok bozdu çünkü. Zamanında, bilgi vermek, bilgiyi yaymak amacıyla kurulmuş site, trollerin ortalığı karıştırmasına dayanamayan ve günün büyük bir kısmını bu insanlara yanıt vererek geçiren ve bunun da fayda etmediğini görerek platformdan kaçan insanların boşluğuyla tam bir trol cenneti oldu. (Hâlâ direnen aklıselim yazarları tenzih ederim.)
Gresham Yasası bir yaşam döngüsünü anlatıyor. Bir forum açılır, oraya düşünceli insanlar gelir, forum hızla büyür, sonra troller gelir, düşünceli insanlar azalır, troller çoğalır, forum artık trollerle doludur… İnsan ilişkilerinde de çok sık görürüz Gresham’ı. Bir sohbet belli bir kabalık düzeyine ulaşırsa, düşünceli insanlar o sohbetten ayrılmaya başlar.
Şunun altını çizmek istiyorum, iyi insanlar kötü ortamlarda kalmayı tercih etmiyor ve oradan ayrılıyorlar. Ama kötüler kötü ortamlarda kalmaya devam ediyor. Çünkü iyi yöneticilerin gidebileceği başka şirketler var. Kötü yöneticilerin ise markette çok alıcısı olmadığından gidecek yeri de olmaz. Bunu unutma lütfen, detaylandıracağız. Gresham Yasası’nı anladıkça bu cümlenin tam karşılığını hayatında da görmeye başlayacaksın.
I. Peki nedir tam olarak bu Gresham Yasası?
Gresham Yasası az önce bahsettiğim tek bir cümleyle bilinir. “Kötü para iyi parayı kovar.” Ama bu cümlenin arkasında 2.400 yıllık bir geçmiş var. Ve işin ilginci, yasaya adını veren adam bu cümleyi hiç kurmamış.
1. Kral VIII. Henry ve “bakır burun”
1540’larda İngiltere Kralı VIII. Henry’nin savaşlar nedeniyle ve özellikle 1544’teki Boulogne kuşatması için paraya ihtiyacı vardı. Vergi toplamak zor ve yavaştı. Ama elinde daha kolay bir araç vardı; darphane. 1544 ile 1551 arasında, tarihe “Büyük Tağşiş” olarak geçen dönemde, gümüş paraların içindeki gümüş oranı %92,5’ten önce %50’ye, sonra %33’e ve oğlu VI. Edward döneminde %25’e kadar düşürüldü. Eksik olan metalin yerine de bakır kondu.
“Tağşiş”in (İngilizcesiyle debasement) tanımı şudur; paranın üzerinde yazan değer aynı kalır, ama içindeki değerli metal azalır. Devlet de aradaki farkı cebe indirir.
Bu paraların en ünlüsü “testoon” isimli, sonradan “şilin” diye anılacak paradır. Bakır bir gövdenin üzerine ince bir gümüş tabakası kaplanmıştır. Para elden ele geçtikçe en çok sürtünen yer olan kralın portresindeki kabarık burun aşınmış ve altından kırmızımsı bakır görünmüştü. Halk bu yüzden VIII. Henry’ye “old coppernose” (yaşlı bakır burun) lakabını takmış.
Şimdi kendini o dönemin bir tüccarı olarak hayal et. Cebinde iki adet “1 şilin” var. Biri eski, neredeyse saf gümüş; diğeri ise yeni, burnu bakır olandan. Kanun ikisinin de aynı değerde kabul edilmesini istiyor. Pazarda hangisini harcarsın? Yenisini, yani kötü olanı. Eskisini saklarsın, eritip gümüşünü satarsın ya da yurt dışına götürürsün.
Herkes böyle yapınca pazarda yalnızca kötü paralar dolaşır.
2. Thomas Gresham kimdi ve kraliçeyle ne ilgisi var?
Sir Thomas Gresham (1519–1579) Londralı bir tüccar ve finansçıydı. Kariyerinin büyük kısmını o dönemin Avrupa finans merkezi Anvers’te (Antwerp) geçirdi. VIII. Henry için gizlice külçe kaçırdı, VI. Edward’ın ve I. Mary’nin hükümet bankeri oldu. Görevi, kraliyetin Anvers’teki borçlarını yönetmek ve sterlinin değerini korumaktı. Sonradan Londra’daki Royal Exchange’i (Kraliyet Borsası) kuran da odur.
I. Elizabeth 1558’de tahta çıktı ve Gresham’ı hükümet bankeri olarak atadı. Ardından Gresham kraliçeye bir rapor hazırladı:
“Majestelerinin bilgisine sunarım ki, kurun düşmesinin ilk sebebi, merhum babanız Kral hazretlerinin parasını 6 ons saflıktan 3 ons saflığa indirerek tağşiş etmesidir. Bunun üzerine kur 26 şilin 8 peniden 13 şilin 4 peniye düştü, bu da sizin bütün saf altınınızın bu krallıktan dışarı taşınmasına sebep oldu.”
Gresham raporunda “kötü para iyi parayı kovar” dememişti, ancak tarihçiler iyi ve kötü paranın birlikte piyasada dolaşımda olamayacağını öngördüğünü düşünürler.
Gresham ne önerdi ve ne oldu?
Gresham, kraliçenin dolaşımdaki bütün kötü paraları toplayıp eski, yüksek saflık standardında yeniden basmasını istedi. İlk tahminlere göre dolaşımda yaklaşık 440.000 sterlinlik iyi para, 1,1 milyon sterlini aşan kötü para vardı. Kraliçe Elizabeth bu planı uyguladı. Önce kötü paraların resmi değeri düşürüldü. %50 ve %33 saflıktaki paraların değeri 4,5 peniye, en kötüsü olan %25’liklerin değeri 2,25 peniye indirildi. Ardından büyük yeniden basımla kötü paralar toplanıp eritildi ve yerine yüksek saflıkta yeni paralar basıldı. Sterlin hem ülke içinde hem de dışında yeniden güçlendi.
“Gresham Yasası” ifadesi Gresham’ın ölümünden neredeyse 300 yıl sonra ortaya çıktı. İskoç ekonomist Henry Dunning Macleod, 1858’de yayımlanan Elements of Political Economy kitabında bu ilkeye Gresham’ın adını verdi. Ama Macleod, bu sonuca ilk kez Gresham’ın ulaştığını sanarak yanılmıştı. İlke 16. yüzyıldan çok önce de iyi biliniyordu.
3. Aristophanes ve “Kurbağalar”
Gresham Yasası ile ilgili en eski kayıt Antik Yunan’dan, Aristophanes’in “Kurbağalar” isimli komedisinden geliyor. Oyun MÖ 405’te Atina’da sahnelendi ve birincilik ödülü kazandı.
Atina, Sparta’yla yaptığı savaşın son yıllarındaydı ve parası tükeniyordu. MÖ 413’te Spartalılar Dekeleia’yı ele geçirip Atina’nın gümüş kaynağı Laurion madenlerinin yolunu kesti. Atinalılar, Parthenon’daki yedi altın Nike (Zafer tanrıçası) heykelini eritip tarihlerinde ilk kez altın para bastı. Altın da bitince gümüş kaplanmış bronz paralar çıkardılar. Bunlar, görünüşte eski gümüş paralara benzeyen ama içi bronz olan paralardı, tıpkı 2.000 yıl sonraki VIII. Henry’nin bakır burunlu şilinleri gibi…
Atina’da sergilenen Kurbağalar oyununun ortasında koro seyirciye dönüp şunu söylüyordu:
“Bu şehir bana sık sık, en iyi ve en değerli yurttaşlarına, eski gümüş paralarımıza ve yeni altınlarımıza davrandığı gibi davranıyor gibi geliyor. Bu paralar asla sahte değildi; tüm paraların en iyisiydi, doğru damgayı taşıyan tek paralardı, Yunanlar ve barbarlar arasında her yerde sınavı geçmişlerdi. Ama biz bunları kullanmıyoruz. Onların yerine birkaç gün önce ya da dün kötü basılmış değersiz bronz paralarımızı kullanıyoruz.”
Koro sonra benzetmeyi insanlara taşıyor: “Atina iyi yetişmiş, dürüst yurttaşları bir kenara itip “dün gelmiş” kötü politikacıları seçiyor.”
II. Gresham Yasası’nın üç önemli parçası
Yasanın neden işlediğini anlamak, onu doğru kullanmanın anahtarıdır. Gresham Yasası aslında şu üç parçadan oluşur:
1. İki farklı kalitede, ama aynı işe yarayan şey olmalıdır. Gümüş şilin ve bakırlı şilin. İkisi de paradır ve alışveriş yapmaya yarar.
2. İkisinin aynı değerde sayılmasını zorunlu kılan bir mekanizma olmalıdır. Paralarda bu, “yasal ödeme aracı” kanunudur. Devlet, tüccarın bakırlı şilini de gümüş şilin değerinde kabul etmesini zorunlu kılar. Tüccar “bu kötü para, ancak iki tane verirsen kabul ederim” diyemez.
3. Farkı görebilen ve iyisini saklayabilen birileri olmalıdır. Paranın sahibi hangisinin daha değerli olduğunu bilir ve iyisini dolaşımdan çekip saklayabilir.
Devlet bir değişkenin piyasa değerini sabitler, ama gerçek değer serbest kalır. İnsanlar, gerçek değerinin piyasa değerine oranı en yüksek olanı saklar ve en düşük olanı harcar. Herkes böyle davrandığı için en kötü para en hızlı şekilde dolaşımda olur.
Şunun altını çizelim, Gresham Yasası iyinin yok olduğunu söylemez. İyi para hâlâ vardır, hatta daha değerlidir. Sadece dolaşımda değildir, saklanmıştır. Yasa iyiyi tamamen yok etmez, iyiyi saklanır hale getirir ve böylece insanlar arasında el değiştirmesini engeller.
III. Gresham Yasası’nın ters yüzü: Thiers Yasası
Gresham Yasası için ikisinin aynı değerde sayılmasını zorunlu kılan bir mekanizma olmalıdır, dedik. Peki, bu “zorunluluk” yoksa ne olur?
Bu kez yasanın tam tersi olur. Buna Thiers Yasası denir ve bu kez “iyi para kötü parayı kovar” diye özetlenir. Mantığı basittir. Tüccar kötü parayı kabul etmek zorunda değilse, ya hiç kabul etmez ya da indirimli kabul eder. Böylece kötü para değer kaybeder ve kimse onu istemez.
Bunun gerçek dünyadaki adı “dolarizasyon”dur. Yerel paranın hızla değer kaybettiği ülkelerde (Arjantin, Zimbabve, Türkiye…) insanlar büyük alışverişlerde, kira ve ev fiyatlarında doları tercih eder. Burada kötü para iyiyi kovmaz; iyi para kötüyü kovar.
Yani Gresham Yasası yalnızca iki para arasındaki değişim oranı sabitlenmişse çalışır. Aksi halde, gerçek dünyada tam tersi gözlenir ve buna dolarizasyon deriz.
Devlet zorlaması yoksa, bu sadece Thiers Yasası’dır, burada iyi para kötüyü kovar.
Peki bir sistemde hep kötü kazanıyorsa, insanların daha iyisini seçmesini engelleyen o “sapkın” rolü kim oynuyor?
Bu soruyu makalenin geri kalanında bir pusula gibi kullanacağız. Modeli bir duruma uygulamadan önce hep şunu soracağız;
Burada kötüyü iyiyle eşit saymaya zorlayan şey nedir?
IV. Paradan dünyaya: yasa neden genelleştirildi?
Eğer Gresham Yasası bu kadar dar koşullarda ve sadece para için işe yarıyorsa, neden insanlar onu forumlara, koda, şirketlere, içeriğe uyguluyor?
Çünkü “zorunlu eşitlik” yalnızca kanunla gelmez. Başka yollarla da oluşabilir. Bunların en önemlisi bilgi eksikliğidir.
Limon Piyasası (Akerlof)
1970’te ekonomist George Akerlof, ona sonradan Nobel ödülü getirecek bir makale yazdı: “The Market for Lemons”.
Amerikan argosunda “limon” kusurlu ikinci el araba demektir, “şeftali” ise iyi araba.
Alıcılar iyi arabayı kusurludan ayırt edemiyorsa, ikisinin ortalaması kadar bir fiyat ödemeye razı olurlar. Ama satıcılar ellerindekinin ne olduğunu bilir. Bu ortalama fiyat iyi araba sahibine az, kusurlu araba sahibine çok gelir. Bu yüzden iyi araba sahipleri piyasadan çekilir, kusurlu araba sahipleri piyasada kalır. Piyasadaki ortalama kalite düşer, alıcılar daha da az ödemek ister, daha da çok iyi satıcı piyasadan çekilir. Kendini besleyen bu döngü sonunda piyasayı çökertebilir.
Gresham ile bağlantıyı görüyor musun? Paralarda kötüyü iyiyle eşit sayan şey kanundu. Limon piyasasında ise alıcının bilgisizliği bu eşitliği yaratıyor. Alıcı farkı göremediği için iki arabaya aynı fiyatı veriyor. Yani piyasa kendiliğinden bir “zorunlu eşitlik” üretiyor.
Gresham Yasası genel olarak “kötü X iyi X’i kovar” demektir. Ama daha kesin söylemek gerekirse, iyiyi kötüden ayırt etmenin maliyeti yüksek olduğunda ya da piyasa ikisi arasında bir fark gözetmediğinde ortaya çıkar.
Yazının başında verdiğim Ekşi Sözlük örneğinde trol tanımı Gresham’a üç parçada çok güzel oturuyor:
1. İki tür katılımcı var; düşünceli ve trol.
2. Forum ikisine de aynı şekilde açık. Yani bir yorum bir yorumdur (zorunlu eşitlik).
3. Düşünceli insan ortamın kalitesini fark edip kendini “dolaşımdan çekebilir”, yani gidebilir. Trol ise gitmez, çünkü onun için ortamın kalitesi önemli değildir.
Buradaki asimetri çok kritik. Kötü olan için ortam fark etmiyor, iyi olan için çok fark ediyor. Bu yüzden ortam bozulduğunda yalnızca iyi olan ayrılıyor.
Bilgi ve içerik: iyi içerik nereye gidiyor?
Görüntülenme başına ücretle finanse edilen internet içerikleri için mekanizma şöyle işliyor: emeği yoğun ve emeksiz bir YouTube videosu kabaca aynı ödemeyi alıyor (zorunlu eşitlik bu sefer ödeme sisteminden geliyor). Yoğun emekli içeriğin maliyeti çok daha yüksek olduğu için üreticiler emeksiz, yüksek hacimli içeriği “tercih ediyor”. Bu durumun çözümü kötü içeriğe çok daha az ödemek olurdu, ama içerik kalitesini değerlendirmek günümüzde pahalı ve hataya açık durumda.
Benzer şekilde, değerli e-posta içeriği de spam karşısında değer kaybediyor.
Yapay zekâ yüzünden internette karanlık şeyler de olmaya devam ediyor. Algoritmaya uyarlanmış “çöp” içerik seli yapay zekâyla birlikte aşırı hız kazanıyor ve bu yoğunluk arama motorlarını, filtreleri, moderasyon sistemlerini boğuyor.
İyi yazılmış, üzerinde kafa yorulmuş bir mesajı bir araya getirmek daha çok emek istiyor. Bir de üzerine üretilmesi daha kolay metin denizinde boğuluyor ve ayırt edilmesi zor oluyor. Bu durumda yüksek kaliteli bilgi ödeme duvarlarının arkasına çekiliyor. Değerli metal içeren paraların yastık altında saklanmasının tam karşılığı oluyor yani.
Yazılımda “devleti” kim oynuyor?
Yazılımın da kendi Gresham Yasası var. İyi kodun yerine bir şey koymak kolaydır, kötü kodu değiştirmek zordur. Bu yüzden başka bir kuvvet yoksa bütün iyi kod sonunda kötü kodla değiştirilir. Bu ilk bakışta tuhaf gelebilir sana. Neden iyi kod kötüyle değiştirilsin? Çünkü iyi yazılmış, bağımlılıkları az, modüler olan kod kolayca çıkarılıp yerine başka bir şey takılabilir. Kötü, her şeye dolanmış kod ise yerinden çıkarılamaz.
Yöneticiler sorunu çözen kötü kodu durdurmuyorlar, ama müşterinin bir sorunuyla doğrudan bağlantılı olmayan, kodu yeniden yazmayı ve iyileştirmeleri durduruyorlar.
Müşteriler ise kullanıcı deneyimine etkisini göremedikleri hiçbir değişikliğe para vermek istemiyorlar. Bu yüzden kalite “müşteri gereksinimlerini karşılasa yeterli” seviyesinde sabitleniyor ve maliyet serbest kalıyor. Gereksinimi en düşük maliyetle bu seviyeyi karşılayan kod da kazanıyor.
Yani yazılımda “zorunlu eşitlik” kanundan değil, alıcının kalitedeki farkı göremeyişinden geliyor. Bu da bizi yukarıda bahsettiğimiz limon piyasasına götürüyor.
Organizasyonlar: iyi çalışanlar neden gider?
Ölü Deniz’in suyu girer ama çıkmaz, su buharlaşır ve geride tuz kalır.
Bu Ölü Deniz etkisini organizasyonlar için de kullanabiliriz. Yetenekli insanlar şirketten “buharlaşır”, geride vasatlar kalır.
İyi çalışanlar kötü ya da vasat çalışanlarla çalışmak istemedikleri için ayrılır, geriye vasatlar kalır. Bunun bir başka biçimi de mevcuttur, iyi çalışanlar neyin kötü olduğunu fark edip tekneyi sallar, bir şeylerin yanlış olduğunu dile getirmeye çalışır. Vasat yöneticiler ve çalışanlar bundan hoşlanmaz ve sonunda iyi çalışan kovulur. Maaş geldiği sürece şirkette kötü bir şeylerin olması kalanların pek umurunda olmaz.
İyi çalışan için ortam önemlidir, başka bir yere gidebilir (çünkü piyasada değeri vardır). Vasat çalışan için gidecek yer daha az olduğundan, ortam onu rahatsız etmez.
En çok yangın söndüren yazılımcılar, çalışanlar, yöneticiler en büyük primleri alır ve yükselir. Böylece işe alımda söz sahibi olurlar ve kendilerine benzeyenleri işe alırlar. Sorunun baştan çıkmasını önleyenler ise dışlanırlar.
Steve Jobs’un bu duruma verdiği yanıt şudur:
“A tipi oyuncular sadece diğer A tipi oyuncularla çalışmak ister, B tipi oyuncular ise kendi açıklarının fark edilmemesi için genellikle C tipi oyuncuları işe alır. Bu durum zamanla şirkette “bozo patlaması” (orta düzey ve yetersiz kişilerin çoğalması) yaratır.”
Durumu bilimde bile görüyoruz. Peter Thiel’in 2014’te şöyle bir söylemi olmuştu:
Bu ülkede bilim fonlamasında bir Gresham Yasası oldu. Hükümete hibe başvurusu yazmada usta olan politik insanlar, genellikle en iyi bilim insanlarını oluşturan sıra dışı ve özel insanların yerini yavaş yavaş aldı.
Çok iyi bir üniversite profesörü hızla yok olan bir türdür maalesef. Kötü bilim iyi bilimi kovar, çünkü kötü bilim yapmak çok daha hızlıdır. Kaliteyi korumaya çalışanlar o kadar çok makale üretemez ve hibe yarışında kaybederler.
Bu kadar karamsar bir tabloyu tüm umutlarımız yok olsun diye yazmıyorum. Bunların farkında olalım diye yazıyorum.
Bir sistem iyiyi kötüden ayırt etmiyorsa (zorunlu eşitlik varsa) ve iyi olan daha hareketliyse, iyi olan sistemden ayrılır. Saklanabiliyorsa kapalı alanlara çekilir, saklanamıyorsa sistemi tamamen terk eder. Bizim amacımız iyiyi saklandığı yerden çıkarmak olacak.
V. Karşı kuvvetler: Gresham’ı ne durdurur?
• Aktif moderasyon: Örneğin, Hacker News yorumlarında Paul Graham siyasi öfkeyi bilinçli olarak dengeleyen bir “karma” puan sistemi yarattı.
• Güvenilir üçüncü taraf değerlendiriciler: Consumer Reports, CarFax gibi “güvenilir” rapor hazırlayan, denetleyen şirketler sistemde iyiyi kötüden ayırır.
• Marka itibarı: Miele markasının iyi ürün ürettiği bilindiği için ürünlerini daha yüksek fiyattan satabiliyor ve itibarını korumak için iyi ürün üretmeye devam ediyor.
• Kademeli görünürlük: Yeni ya da puanlanmamış içeriği önce kitlenin bir alt kümesine gösterip olumlu tepki geldikçe erişimini artırmak buna örnek olarak verilebilir.
• Neyi ölçtüğüne dikkat etmek: Beğeni için içerik hazırlarsan, beğeni alırsın. Kaliteli bir içerik isteniyorsa, kaliteyi ölçtüğünden emin olmalısın. Kalite sadece beğeni ile ölçülmez.
• Maliyete göre ödeme: İçeriği emeğine göre kategorilere ayırıp ödeme katmanları belirlemek buna örnek olabilir. Kötü içeriğin fiyatı sıfır ya da negatifse, onu üretmenin ekonomik teşviki kalmaz.
• Yeni rakipler: Vasat insanlarla dolu bir organizasyon muhtemelen gidicidir ve yerini, genellikle orijinalden kovulan insanların kurduğu yeni bir şirket alır. Gresham’ın kovduğu iyiler başka bir yerde yeni bir sistem kurar.
• Uzun oyun: Ahlakın önemli olmasının nedeni, yeterince uzun bir zaman diliminde kötü davranışın ortaya çıkması ve iyi davranışın güven üretmesidir. Ama bu ancak istikrarlı bir grupla yeterince uzun bir oyun oynandığında mümkün olur. (“İyi insanlar ilk kazığı atmaz, ikincisini de yemez” yazımı henüz okumadıysan çok şanslı bir günündesin, çünkü buraya ekliyorum.)
VI. Sonuç: Gresham Yasası’nı bir akıl modeli olarak kullanmak
Gresham Yasası bir kehanet değil, bir teşhis aracı olmalıdır. “Kötü her zaman kazanır” demek, modelin en kötü kullanımıdır. Doğru kullanım, bir sistemde kötünün neden kazandığını sorup o nedeni bulmak ve ona karşı bir kuvvet tasarlamaktan ibaret olmalıdır.
Bunun için bir soru listesi çıkarabiliriz.
Bir durumda “kötü iyiyi kovuyor” hissine kapıldığında:
1. Zorunlu eşitlik nerede? Bu sistemde kötüyü iyiyle eşit sayan şey ne? Bir yasa mı, bir algoritma mı, tek tip bir fiyat mı, bir ölçüt mü, alıcının bilgisizliği mi? Böyle bir şey yoksa, büyük ihtimalle Gresham değil, Thiers Yasası işliyor olabilir ve iyi zaten kazanacaktır. Biraz sabret.
2. Ayırt etmenin maliyeti ne? İyiyi kötüden ayırt etmek ne kadar zor ya da pahalı? Bu maliyeti düşürecek bir araç (değerlendirici, itibar, deneme süresi) var mı?
3. Kim daha hareketli? İyi olanın gideceği başka bir yer var mı? Kötü olan sisteme yapışık mı? Asimetri varsa, iyiler sessizce ayrılacaktır.
4. İyi nereye gidiyor? Yok mu oluyor, yoksa saklanıyor mu? Ödeme duvarlarının arkasına, kapalı topluluklara, başka şirketlere mi çekiliyor?
5. Karşı kuvvet ne olabilir? Moderasyon, belli bir standart, itibar, kademeli görünürlük, ödüllendirmeyi değiştirmek…
Çocukken bilye oynayanlarımız bilir. Bütün iyi bilyelerini kaybedip, elinde sadece “bozuk” bilyeler kalan her çocuk artık hep bozuklarla oynamayı öğrenir. Çünkü bir süre sonra herkes iyi bilyelerini saklar ve yalnızca bozuklarla oyun oynanır…
Biz çocukken kimse kötü niyetli değildi. Herkes sadece rasyonel davranıyordu.
Hande



