Birleşmiş Milletler verilerine göre 2026 yılı yaklaşık dünya nüfusu 8,300,678,395 kişi. (yaklaşık 8,3 milyar). Ve bu insanların sadece %0,001’i diğerlerinden daha başarılı.
Acilen başarıyı yeniden çerçevelememiz lazım. Şart.
Başlamadan önce mini güncelleme: Akıl Modelleri podcast’in son bölümünde detaylıca bu konuyu anlattım, dertleştim. Dinlemek isteyenlere;
Beynimizi nasıl yeniden çerçeveleriz? Dilbert karikatürünün yaratıcısı Scott Adams’a göre üç şekilde:
Odaklanarak
Tekrar ederek
Duygularla (korku, nefret, hırs, öfke vs.)
Beynimizi en kolay ve en hızlı şekilde duygularla yeniden yapılandırabiliriz. Ölümden dönen insanların ya da buna tanıklık edenlerin hayatlarındaki değişimlerin neden bu kadar ansızın olduğunu bununla açıklayabiliriz belki. Ama odaklanmak ve tekrarlamak da oldukça etkili iki yöntem.
Odak ve tekrar, bir fikri fikir aşamasından çıkarıp fiziksel bir forma dönüştürür.
Buna duyguyu da eklemek isterseniz; gerçekten başarmak istediğiniz şeyin sonunda size ne katmış olacağını düşünün. Bu düşünce sizi heyecanlandırsın, hırslandırsın, hatta öfkelendirsin. Bu hisse odaklanın, bu düşünceyi ve hissi tekrar edin. Bu duygusal enerji istediğiniz sonuçları elde etmenize gerçekten çok katkı sağlayacak. Evrene istek yollamak ya da bu enerjiyi toplamak belki de bu yüzden önemli.
“Enerjiii” demenin bile küçük bir faydası vardır herhalde.
“Başarı”yı Yeniden Çerçevelemek
İnsanların kendi başarılarını tahmin etmekte ne kadar kötü olduğunu fark ettiniz mi? Başarılı olmuş biriyle her röportaj yapıldığında “hiç beklemiyordum” derler. “Bunu çok hak ettim, başaracağımı zaten biliyordum” diyenlerden çok daha fazlası başarısının kendisine de sürpriz olduğunu söyler.
Kendi başarımız bizi şaşırtıyor, hatta şok ediyorsa, neden gönül rahatlığıyla aklımızdaki çoğu şeyi denemiyoruz?
Konfor alanımızdan uzaklaşmak artık o kadar zor değil, çünkü neyin başarılı neyin başarısız olacağını zaten bilmiyoruz.
Hırsla ve tutkuyla yaklaştığınız her işte başarılı olacaksınız demek de değil bu. Denediklerinizin çoğunda başarısız olacaksınız zaten. Ama iyi haber şu; denediklerimizin sadece %10’unda başarılı olmamız yeterli.
Geleneksel inanış: “Denediğim çoğu şey başarısızlıkla sonuçlanır. Neredeyse %90’ında başarı elde edemem.”
Yeniden çerçeveleme: “Denediklerim arasında sadece %10’unda başarıya ihtiyacım var.”
Hayat baştan sona bir deneyim değil mi? Bir yaşayış, bir muhteşemlik… Her şey denemek için değil mi?
Neyin başarılı olacağını bilemeyeceğimize göre, deneme sıklığımızı artırmak yani volume’ü, sayıyı artırmak; her şeyden önemli.
Hala ikna olmayanlarınız için, buna ait bir akıl modeli de var;
Price Yasası
1963’te fizikçi Derek J. de Solla Price’ın aklına bir soru düştü. Yayınlanan bilimsel makalelerin bir kısmı büyük yankı yaratırken bir kısmı fark edilmeden sessizce kayboluyordu. Bu ayrımın sebebini anlamaya çalıştı.
Dağılımın bildiğimiz normal dağılım (Bell Curve) gibi olmadığını fark etti, hatta bununla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Price Yasası buradan çıktı.
Price Yasası: bir alandaki veya sistemdeki toplam insan sayısının karekökü, o sistemdeki işin yarısını (%50’sini) yapar.
Örneğin 100 kişilik bir şirkette; 100’ün karekökü olan 10 kişi işin %50’sini yapar. Kalan 90 kişi diğer yarısını tamamlar.
Bu kural, üretkenlik ve katkının eşit olmayan dağılımını açıklamak için kullanılır (Pareto İlkesi’ne benzer şekilde).
Benzer şekilde; 10.000 bilim insanının çalıştığı bir alana en çok katkı sağlayan kişi sayısı 100’dür.
Formülümüz çok basit: n kişilik bir alanda yüksek potansiyelli kişi sayısı, n’nin karekökü kadar.
Bu yasayı her yerde kullanabiliriz.
Yaptıklarınızın sadece %10’u işe yarasa zaten yeterli, Price Yasası da bunu söylüyor. 100 post paylaşırsanız bunlardan 10 tanesi toplam görüntülemenin yarısına ulaşabilir. Bu 10 tanesinden de yaklaşık 3 tanesi en belirgin farkı yaratır. Yani önce volume’ü artırmak, sayıya odaklanmak en önemli şey.
Sizi siz yapan bir sürü yeteneğiniz var, ama 100 karakteristik özelliğinizden sadece 10’u alanınızdaki başarınızın yarısını oluşturur.
Sistem size “zayıflıklarınıza odaklanın, onları geliştirin” der çünkü sizi normalize etmek ister, çok başarılı olmanızı istemez. Halbuki yapmanız gereken, en güçlü olduğunuz bu 2-3 yeteneğe odaklanmak. Gerçekten güçlü olduğunuz 2-3 yeteneğe çok odaklanıp bu kombinasyona sahip %1’in içinde olmak size müthiş bir avantaj sağlar.
Beyaz yakalı dostlarım için mini bir tavsiye; kurumsal bir şirkette mühendisseniz, hitabete ve konuşma becerinize önem verin. Sizi kariyer basamaklarında yükseltecek olan bu yetenektir; tek başına iyi bir mühendis olmak asla yetmez.
Price Yasası’nı zaman yönetiminde de görürüz. Haftada 40 saat çalışıyorsanız, bunun yaklaşık 6 saati gerçekten sonuca etki eden kısımdır. Geri kalan 34 saat toplantılar, tekrarlı işler, mailler gibi şeylerle geçer.
Ama!
Ama hangi 10 postun en değerli olacağını bilmiyoruz. Hangi 3-4 yeteneğimizin en kıymetli olacağını bilmiyoruz. Hangi insanların hayatımızda en önemli hâle geleceğini bilmiyoruz. Bunun için en iyi yöntem denemek; sürekli, çoklukla, bollukla denemek.
Önce deneyeceğiz: sayıyı artırarak, kendimizi maruz bırakarak, deneyerek hangilerinin en çok kıymet yarattığını göreceğiz.
İkinci aşama değerlendirmek: denemelerden hangilerinin en çok görüntüleme aldığını, hangi insanların hedeflerinize en çok katkı sağladığını, hangi yeteneklerin sonuca ulaşırken hep yanınızda olduğunu fark edeceksiniz.
Son adım ise, bu kazananların üzerine oynamak. En çok bu kazanan yeteneklerinize, postlarınızdaki konuya ya da insanlara odaklanacaksınız.
İşte hayatın en önemli oyunu ve kuralları. Başarmanın blueprinti.
Gerisi sizde.
Mini Not: Başlıktaki hesap şöyle yapılmıştır:
2026 yılı tahmini dünya nüfusuna göre Price Yasası uygulandığında, dünya nüfusunun %0,001098’i başarılı (en üretken) kabul edilir.
Birleşmiş Milletler verilerine dayanan Worldometer projeksiyonlarına göre, 2026 yılı ortalama dünya nüfusu 8.300.678.395 kişi (yaklaşık 8,3 milyar) olarak öngörülüyor. Bu nüfus üzerinden yapılan hesap şöyle:
Toplam nüfus (N): 8.300.678.395 kişi
Başarılı kişi sayısı (√N): √8.300.678.395 ≈ 91.108 kişi
Yüzdelik oran (√N/N × 100): %0,001097597




Cok enteresan birsey ogrendim. Aslinda bunun baska baska versiyonlarini bir sekilde okumustum. Ama bu yorum bana farkli bir his verdi. Kullanmaya hemen basliyorum 👏👏👏