Merhaba!
Her defasında yeni bir “düşünme şekli”ne denk geldiğimde, bunu nasıl olur da bugüne kadar kullanmamış olabilirim diyorum.
Hayat çok güzel ve fakat, problemlerle dolu. Bu problemleri çözebilmek için de metodlar öğrenip, bazen kendimiz keşfedip, uygulayıp, hayatı yaşamaya devam ediyoruz.
Daha önce çok kere duymuş olduğum ve hatta konuyu merkezine alan Donella H. Meadows’a ait Thinking in Systems isimli kitabı alacaklarım listesinde uzun zamandır tuttuğum sistemsel düşünme yöntemine böyle denk geldim.
Sistemsel düşünme yöntemini öğrenmeye bu yöntemin öncülerinden Russell Ackoff’u araştırarak başladım. Konu üzerine 78 yaşındayken bile verdiği dersler Youtube’da bulunabilir. Ne muhteşem bir beyin…
Problem çözme yöntemlerimize ekleyeceğimiz yeni bir method olsun diye Russell Ackoff’un sistemsel düşünme açıklamasını yazmak istiyorum bugün size.
Her şey New York Times’ın bundan yıllar önce yazdığı bir başlığa bağlanıyor hikayemizde. “Change of Age.” İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra farkedilen değişimin nedenleri sorgulanıyor bu yazıda. İnsanların bu savaştan sonra düşünme şekillerinde meydana gelen değişikliklerden bahsediliyor. Bu yeni düşünme şekliyle birlikte hayatın nasıl değiştiği anlatılıyor.
Einstein’a ait olan şu söz bu durumu açıklayabiliyor:
Mevcut düşünce kalıbımızın yarattığı sorunları, mevcut düşünce kalıbımızla çözemeyiz.
Bu cümleye katılmayan bir yönetici, müdür, profesör ya da genel olarak yetkili bir kişi olmuyor genelde. Ama hiç kimse bu cümlenin ne demek istediğini tam olarak ifade edemiyor. Net olarak algılanamayan bir düşünceye katılmak kolay oluyor.
Einstein, bu cümlesinde tüm bilimsel yöntemin dayandırıldığı analitik düşünme yöntemini eleştiriyor.
Nedir?
Analitik düşünce, 2 ile 5 yaş arasındaki bir çocuğun yeni bir objeyi değerlendirme şekli olarak bilinir. Bu çocuğa daha önce hiç görmediği ve bilmediği yeni bir obje verdiğinizde, meraklanır, parçalarına ayırır. Her bir parçaya ayrı ayrı bakar ve anlamaya çalışır. Anladığına inandığında ise parçaları yeniden birleştirir.
Analitik düşünce 3 adımdan oluşur:
Parçalarına ayır
Her bir parçayı anla
Tüm parçaları birleştirerek bütünü anla
Analitik düşünme yöntemi neredeyse her yerde kullanılıyor. Üniversiteye “business” okumak için gittiğinizde ve müfredata baktığınızda gördüğünüz ders programında örneğin... Üretim, pazarlama, finans, insan yönetimi… Tüm bu dersler bir işin parçaları. Üniversite yönetimi analitik olarak işi parçalarına ayırıp, her bir parçayı ayrı ayrı öğretmek istiyor. Ama okulu bitirdiğinizde bir şirketin nasıl çalıştığı hakkında bir fikrinizin olmadığı gibi, hiçbir parçayı da tam olarak anlamamış oluyorsunuz. (Daha kişisel bir örnek; bilgisayarın ne olduğunu, neden olduğu gibi olduğunu anlamaya başladığımı düşündüğümde mezun olmuştum bilgisayar mühendisliğinden.)
Analitik düşünmenin sorunları çözmede işe yaramadığının anlaşılması 1950’lere uzanıyor. Nazi Almanya’sından kaçan bir biyolog olan Ludwig von Bertalanffy, İngilizce’ye çevirdiği kitabı General Systems Theory’de analitik düşünmenin, karmaşık bir sistemin kritik problemlerini anlamakta yetersiz kaldığından bahsediyor. Bir otomobili ele alalım;
Neden otomobiller ilk üretildiği zamanlarda motor ön taraftaydı?
Çünkü otomobil ilk üretildiğinde ismi “Horseless Carriage” (Atsız araba) idi. Yani atın olması gereken ön bölümde at yerine motor kullanıldı.
Bu soruya yanıt vermek için otomobili parçalarına ayırmak yani analitik düşünmeyi kullanarak analiz etmek işe yarar mıydı?
Ya da İngiltere’de trafiğin neden sağdan aktığının cevabını bulmak için otomobili parçalarına ayırmak işe yarar mıydı?
“Neden” sorularının cevapları analiz yöntemiyle bulunamaz.
Çünkü neden soruları sistemle ilgilidir. Sistem ise analitik düşünme yöntemi olan analiz ile yanıtlanamaz.
Neden sorularının yanıtları açıklama gerektirir. Bu açıklama ise anlamaktan geçer. 1950’lerde Ludwig von Bertalanffy’ın fark ettiği şey, bilimin anlamayı değil, bilgiyi ürettiği oldu.
Bir şeyin analizi o şeyin nasıl çalıştığını anlatabilirken, neden çalıştığını anlatamaz. Bir şeyin neden çalıştığını anlamak için yeni bir düşünme sistemine ihtiyaç duyuldu.
Bir şeyin nedeninin açıklaması her zaman sistemin dışında yer alır, içinde değil.
Russell Ackoff sık sık bu cümleyi tekrarlıyor; açıklamalar sistemin dışında yer alırken, analiz sizi sistemin içine çekiyor. Bu sebeple yeni bir düşünce sistemi olan “sistemsel düşünme” ortaya çıkmış oluyor.
Nedir?
Sistemsel düşünme, bir sistemin neden çalıştığını açıklayan bir yöntemdir. Analitik düşünmeden tamamen zıt olarak 3 adımdan oluşur:
Objenin hangi bütünün bir parçası olduğunu anlamak (Analiz yönteminde ilk adım objeyi parçalarına ayırmaktı, burada ise tam tersi olarak, objenin hangi büyük sistemin bir parçası olduğunu anlamaya çalışıyoruz)
Objenin ait olduğu sistemin, yani bütünün davranışını anlamaya çalışmak (Analiz yönteminde her bir parçayı ayrı ayrı anlamaya çalışıyorduk, sistemsel düşüncede ait olunan bütünün davranışını anlamaya çalışıyoruz.
Objenin sistem içindeki rolünü tanımlayarak, sistemin ne yaptığını anlamaya çalışmak (Analiz yönteminde parçaları birleştirerek bütünü anlamaya çalışıyorduk, sistemsel düşünmede ise objenin sistem içindeki rolünü tanımlıyoruz.)
Örneğin yine otomobili ele aldığımızda, otomobili parçalarına ayırmak yerine, önce otomobilin ulaşım sisteminin bir parçası olduğunu anlıyoruz. Otomobil, parçası olduğu sistemdeki rolü ile tanımlanıyor. Yani yeryüzü üzerinde insanları bir noktadan başka bir noktaya insanın kendi kontrolünde ve özelinde taşıyan bir ulaşım enstrümanı olarak tanımlanıyor.
Otomobili tanımlarken onu parçalarına ayırmadık. Çünkü bir otomobili alıp parçalarına ayırdığımızda elimizde artık bir otomobil olmaz. Otomobil parçalarının birleşiminden oluşmaz, otomobil tüm parçalarının birbiriyle olan ilişkisinden meydana gelir.
Beynimiz olmadan düşünemeyiz. Ama beynimizi çıkarıp bir fanusa koysalar, fanustaki beyin düşünemez. Düşünme eylemini gerçekleştiren biziz. Beyin ait olduğu sistemden ayrıldığında, sistem içindeki rolünü kaybeder. Yani bir sistem için önemli olan parçalar birbirinden ayrılarak bağımsız olarak değerlendirildiğinde, kendilerini sistem içinde tanımlayan rollerini kaybederler. Bir sistemi oluşturan en temel şey, parçaların birbiriyle olan ilişkisidir.
Üniversite “business” okumaya gittiğimizde karşılaştığımız müfredattaki en büyük sorun budur işte. Bir şirketin nasıl çalıştığını, parçalarını, birbirinden bağımsız olarak anlamaya çalışarak öğrenemeyiz. Şirketin çalışmasını sağlayan üretimin, pazarlamayla, finansla ve insan yönetimiyle olan ilişkisidir.
Sistemin bütününü anladığımızda ise hedef her zaman bütünün performansını artırmak olduğundan, bu uğurda parçaların performansından feragat edilebilir. Süpermarketlerde ya da e-commerce sitelerinde kullanılan “lost leaders” bu duruma örnek verilebilir.
Nedir?
Yapılan bir araştırmaya göre bir ev hanımı maksimum 6 ürünün fiyatını biliyor. Her ne kadar kendisi marketteki her ürünün fiyatını bildiğini iddia etse de, araştırma sonucuna göre ekmek, süt, et, bebek maması, temizlik ürünü benzeri gibi toplamda 6 ürünün fiyatını biliyor.
Bu araştırmadan yola çıkarak süper marketler bu 6 ürünün fiyatını çok düşürecek kampanyalar uygulayarak, ev hanımını markete çekmek ve diğer satın alacağı ürünlerden para kazanmak için “lost leaders” stratejisi uygular. Yani bütünün performansını artırmak için parçalardan feraget eder.
Bir yöneticinin, müdürün ya da şirket sahibinin anlaması gereken en önemli şey, sistem içindeki parçaların birbiriyle olan ilişkisi olmalıdır. Günümüz şirket sahipleri, her bir parçaya uyguladıkları micromanagement yerine, bu parçaların birbiriyle olan ilişkisini anlayıp bu ilişkiyi yönetebilseydi eğer, çok daha başarılı şirketlere sahip olabilirdik sanıyorum.
Sistem analizi ile ilgili daha detaylı bilgi isterseniz, sistem tasarımı ile yakından ilgilenen, bana da ilham olan eski bir iş arkadaşım Subu’nun paylaşımlarına bakmanızı öneririm.
Haftaya görüşmek üzere!




bu yazıyı buraya dönüp dönüp okuyacağım gibi…
Harika bir yazı olmuş Handegül. şu anki işimde yaşadığım en büyük sınavlardan biri, karmaşık ve düzensiz ama çalışan bir sistemin nasıl çalıştığına odaklanmak oldu.
Küçük parçaları birer birer analiz edip büyük sistemi onarmak çoğu zaman işe yaradı fakat bu sistemin tamamını düzeltmeye yetmiyor. Belki de yapılması gereken çarkın her bir dişlisini analiz etmek ve bunları replace etmek yerine yeni bir nedensellik döngüsü koyup yavaş yavaş süreçleri bu döngüye dahil etmektir.
Uzun bir süre sonra seninle ve fikirlerinle yine karşılaşmak iyi geldi :) Faydalı bir okuma oldu.
Sevgiler.