"Teoride kusursuz bir sabahtı. Uyanış, zihin, beden, sonra iş. Anlatınca da kulağa çok iyi geliyor.
Pratikte ise sorun spor salonunun soyunma odasında hazırlanıp ofise gittiğim o günlerde, kendimi “harika hissetmem” gerekirken masada yorgunluktan gözlerimin kapanmasıydı."
Pareto'yu neden dikkatli uygulamak gerektiğinin en somut ve gerçek kanıtı bu. Sana vaadi seni iyi hissettirmek, max'lemek, prime dönemlerini yaşatmak ya da onlara döndürmek olan genel geçer rutinlerin kurucusunda bıraktığı etkiyi kendinde bulamadığında "bi dk ya" oluyorsun. Her şeyi doğru yaptım, her şeyi zamanında yaptım, eksiksizdi. Ama öyle hissetmiyorum. Yine mi bende sorun var?
Hissetmiyorsun çünkü.. Hayatta sadece tek bir gerçek yok. Bunu ben demiyorum, Ağlat Ağacı'nın köprü sahnesinden bir replik. Hayatın ve bireyin yaşam özgünlüğünü ayaküstü anlatıp seni şöööööööööööyyle bi' silkeyelen cinsten.
Zamana bıraksam acaba iyi hisseder miyim diye düşünmeden de edemiyor ya insan bi de. Yani şöyle, “eğer ben iyi hissetmiyorsam demek ki ben beceremedim, ben tam yapamadım, biraz daha max’layayım da bi tam yaptığıma emin olayım” diyip gerçekten o ilk sürtünmeleri geçip alışkanlık haline getirdiğinde gelen his de “iyi bir his” mi ondan da emin değilim. Yani bu kadar uğraşmaya gerek olmayabilir. Bu kadar “kural” haline getirmeye de gerek yok. “Ben yarım bırakmam ben sonuna kadar max’lerim” gibi. İyi gelmiyorsa bırak güzel kardeşim. İnsan sınırı da bilemiyor. 🥲
insan kendine neyin iyi geldiğini çoğu zaman bilemiyor. kendimden biliyorum :)
ancak 2026 yılındaki mevcut sosyal ve dijital dinamikleri göz önüne aldığımızda bir şeyin olup olmaması her zamankinden daha az benim suçum. toparlanabildiğim ölçüde max'lama gücüm var. Bilenler nahifçe gülümseyecektir, bir çakıla takılıp düşmek de hayatın ta kendisi.
Sana katılıyorum. Kendi hayatımızı maksimize etmeye çalışırken hayatımızdaki en önemli şeyleri ve insanları ihmal edebiliyoruz. Biraz denge meselesi geliyor bana. O dengeyi kurmak da o kadar kolay değil aslında. `Hayatının hangi %20’si, kalan %80’ini yönetiyor? İlişkilerinde, işinde, sağlığında, kendini geliştirdiğin alanlarda neyi önceliklendirmek istersin?` bu çok güzel bir soru. Cevabı dediğin gibi derin düşünme gerektiriyor.
En önemli sorular bunlar belki de. “Hayatımla ilgili ne yapmak istediğimi bilmiyorum” diyoruz ya bazen, performans göstermekten fırsat vermediğimiz düşünme, deneme, öğrenme sürecinde olabilir yanıt.
"Teoride kusursuz bir sabahtı. Uyanış, zihin, beden, sonra iş. Anlatınca da kulağa çok iyi geliyor.
Pratikte ise sorun spor salonunun soyunma odasında hazırlanıp ofise gittiğim o günlerde, kendimi “harika hissetmem” gerekirken masada yorgunluktan gözlerimin kapanmasıydı."
Pareto'yu neden dikkatli uygulamak gerektiğinin en somut ve gerçek kanıtı bu. Sana vaadi seni iyi hissettirmek, max'lemek, prime dönemlerini yaşatmak ya da onlara döndürmek olan genel geçer rutinlerin kurucusunda bıraktığı etkiyi kendinde bulamadığında "bi dk ya" oluyorsun. Her şeyi doğru yaptım, her şeyi zamanında yaptım, eksiksizdi. Ama öyle hissetmiyorum. Yine mi bende sorun var?
Hissetmiyorsun çünkü.. Hayatta sadece tek bir gerçek yok. Bunu ben demiyorum, Ağlat Ağacı'nın köprü sahnesinden bir replik. Hayatın ve bireyin yaşam özgünlüğünü ayaküstü anlatıp seni şöööööööööööyyle bi' silkeyelen cinsten.
Kalemine sağlık, Hande.
Zamana bıraksam acaba iyi hisseder miyim diye düşünmeden de edemiyor ya insan bi de. Yani şöyle, “eğer ben iyi hissetmiyorsam demek ki ben beceremedim, ben tam yapamadım, biraz daha max’layayım da bi tam yaptığıma emin olayım” diyip gerçekten o ilk sürtünmeleri geçip alışkanlık haline getirdiğinde gelen his de “iyi bir his” mi ondan da emin değilim. Yani bu kadar uğraşmaya gerek olmayabilir. Bu kadar “kural” haline getirmeye de gerek yok. “Ben yarım bırakmam ben sonuna kadar max’lerim” gibi. İyi gelmiyorsa bırak güzel kardeşim. İnsan sınırı da bilemiyor. 🥲
insan kendine neyin iyi geldiğini çoğu zaman bilemiyor. kendimden biliyorum :)
ancak 2026 yılındaki mevcut sosyal ve dijital dinamikleri göz önüne aldığımızda bir şeyin olup olmaması her zamankinden daha az benim suçum. toparlanabildiğim ölçüde max'lama gücüm var. Bilenler nahifçe gülümseyecektir, bir çakıla takılıp düşmek de hayatın ta kendisi.
Kesinlikle katılıyorum. Bir noktada tavşan deliğinden çıkmak gerek.
Sana katılıyorum. Kendi hayatımızı maksimize etmeye çalışırken hayatımızdaki en önemli şeyleri ve insanları ihmal edebiliyoruz. Biraz denge meselesi geliyor bana. O dengeyi kurmak da o kadar kolay değil aslında. `Hayatının hangi %20’si, kalan %80’ini yönetiyor? İlişkilerinde, işinde, sağlığında, kendini geliştirdiğin alanlarda neyi önceliklendirmek istersin?` bu çok güzel bir soru. Cevabı dediğin gibi derin düşünme gerektiriyor.
En önemli sorular bunlar belki de. “Hayatımla ilgili ne yapmak istediğimi bilmiyorum” diyoruz ya bazen, performans göstermekten fırsat vermediğimiz düşünme, deneme, öğrenme sürecinde olabilir yanıt.