“İnsan ne ile yaşar?” diyen Tolstoy’dan önce ve sonra her birimiz bilmiyorum kaç kere aynı soruyu sorduk kendimize…
İnsan güzellikle yaşıyor bence. Güzel olanı görüp, takdir etmeye başladığında yaşıyor insan.
Bugünkü yazıyı bu güzel coğrafyadaki güzellikleri görmüş, üretmiş insanlara ithafen yazmak istedim.
Bu topraklardan öyle insanlar geçti ki, öyle zor şartlarda güzellikler bulup öyle güzellikler paylaştılar ki, takdir etmemek elde değil.
Mustafa Kemal geçti bu topraklardan. Bu vatanın kurtarıcısı geçti buralardan. İlham almamak mümkün mü? Bu adamın hayatını, hayallerini, hırslarını okuyup ne olursa olsun ideallerinden, sevdasından vazgeçmediğini görmekten etkilenmemek mümkün mü? (Con Sinov’un Yarının Adamı serisini okumanızı ısrarla ama ısrarla öneririm.)
Efes’te yaşananlar peki? Henüz daha Efes’in %20’sinin gün yüzüne çıkartılabildiğini biliyoruz, %80’i hala toprak altında kalan bir şehir, bir uygarlık var oldu bu topraklarda. Artemis’e taptılar sonra Artemis’in yaşadığı tapınağı yaktılar. Aynı insanlar… M.Ö. 540-580 arasında Efes’te yaşamış Herakleitos’un dediği gibi “Her şey akar!”
Anadolu’da yaşayan Frigyalıların, bir kralları yokken daha, bir kahinin “şehire öküz arabasıyla giren ilk kişi kralınızdır” kehanetiyle kral olmuş Gordias geçti buralardan… Oğlu Midas, Frigya Tanrılarına şükranlarını sunmak için öküz arabasını bir düğümle tapınağa bağladı. Başka bir kehanete göre Gordion düğümü olarak anılan bu düğümü çözebilen kişi Asya’nın hakimi olacaktı, Büyük İskender (Alexander the Great) Polatlı’ya geldi, düğümü gördü ve kılıcıyla düğümü ikiye ayırarak tüm dünyaya hükümdar olacağını ilan etti bu topraklarda...
Ege kıyıları, Aydın, Likya, Sümela Manastırı, Göbekli Tepe daha sayamadığım niceleri…
Bu ülke kadar güzeli, bu ülke kadar zengini, bu ülke kadar tarihi olan başka bir memleket yok...
Bu ülke kadar acı çekeni de yok.
Bu ülke kadar aydına, okuyana, gence, kadına, çocuğa, hayvana, aşka, sevgiye, sanata karşı olanı ama tüm bu zorbalığa rağmen her defasında bu gericilikle savaşan umut dolu gençleri olanı da yok…
Bu ülke kadar kimliğini bulmaya çalışanı, bu ülke kadar potansiyelini arayanı ama bir türlü gerçekleştiremeyeni de yoktur sanmam…
Karlı Kayın Ormanı’nı yazan Nazım Hikmetler, bu adama saygısını sunmak için onun tüm şiirlerini bestelemiş ona özel albüm yapmış besteci, yazar, yönetmen ve siyasetçi Zülfü Livaneli’ler başka nerede var ben bilmiyorum…
Yine Nazım Hikmet için Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazdığı “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor” şiirini besteleyen Zülfü Livaneli’nin bestesini ilk kez çaldığı Uğur Mumcu, bu güzeller güzeller besteyi ilk kez gözleri yaşlı dinledikten 10 yıl sonra Ankara’da suikasta kurban gittiğinde tüm insanların bir ağız kendisine ağıt yakılarak söylediğini nereden bilecekti?
Bu topraklarda hep aynı şeyler oluyor. Hep gence, sanata, okuyana, düşünene, sorgulayana, “böyle olacaksın” diyene “hayır ben böyleyim” diye cevap veren herkese hep bir savaş vardı. Hep de olacak.
Herkesin bir rolü var ya hani, cahili, yobazı, gücü elinde tutanı, ezeni, ezerken zevk alanı olduğu gibi, bunlarla savaşanı, kendisi gibi olanlara yol açanı, karanlığa aydınlık olanı, yaratanı, üreteni, güzelliği göreni, büyüyeni büyüteni hep olacak.
Zülfü Livaneli’nin hayatını yazdığı Rüzgarlar Hep Gençtir kitabında dediği gibi, sevdamız ve kavgamız olmalı hayatla.
Bırakmayın olur mu? Vazgeçmeyin sevdanızdan ve kavganızdan.
Umut hep var, umut bu topraklarda hep olmuş, hep de olacak…
Bu ay keşfetmekten keyif aldığım Zülfü Livaneli önerilerimle sonlandırıyorum bu romantik yazıyı;
Livaneli’nin kendi hayatını yazdığı Rüzgarlar Hep Gençtir kitabı. Muhteşem.
Sonra yine Livaneli’nin kendi hayatından yola çıkarak yarattığı 68 kuşağı karanlık dönemini anlatan Bekle Beni isimli romanı. Tarih tekerrür…
Zülfü Livaneli’nin Gökyüzü Herkesindir albümü.
Bir gün
Çok bunalırsan
Denizin dibinde
Yosunlara takılmış gibi
Soluksuz
Sakın unutma gökyüzüne bakmayı
Gökyüzü senindir
Gökyüzü herkesindir.
Son olarak bağıra çağıra “Ey Özgürlük” şarkısını dinleyin bugün olur mu?
Görüşmek üzere.




Ey Özgürlük şarkısının İtalyanca versiyonunu ilk olarak oğlumun okulunda yapılan Open Day’de dinledik. Bir kısmı Türkçe bir çocuk şarkısına çevrilmiş. Şimdi koroda yine söylemeye başlamışlar. Belki yine sahnede söylerler. Bu sefer oğlum da söyler…. Çok duygulandıran ve gururlandıran bir deneyimdi. Malum başımıza çok gelmiyor. Yazınızı çok beğendim. 💌✨ Selamlar