Üretilen her silah, denize indirilen her savaş gemisi, ateşlenen her roket en nihayetinde aç olup da doyurulamayanlardan, üşüyüp de giydirilemeyenlerden çalınan bir hırsızlıktır.
16 Nisan 1953'te, Stalin'in ölümünden sonra, Amerika'nın başkanı Dwight D. Eisenhower bir konuşma yapar. Bütün dünya ondan yeni Sovyet yönetimine karşı sert bir uyarı mesajı bekler. O ise kürsüde bambaşka şeyler söyler:
Bir ağır bombardıman uçağının maliyeti; otuzdan fazla şehirde birer modern okuldur. Tek bir avcı uçağının bedelini yarım milyon kile buğdayla ödüyoruz. Tek bir destroyerin bedeli, sekiz binden fazla insanı barındırabilecek yeni evlerdir.
Eisenhower o gün silahlardan, savaşlardan, kandan, yıkımdan bahsetmez, ama Soğuk Savaş tarihinin en etkili konuşmalarından birini yapar. Asker kökenli bir lider olmasına rağmen, orduya, silaha ve savunma sanayisine harcanan paraları eleştirerek tarihe geçer. Hem de bunu halkın anlayacağı dilden yapar. Yapılamayan okullardan, alınamayan buğdaydan, yaşanamayan evlerden bahseder.
Yani, bir şey seçerek nelerden vazgeçildiğini anlatır.
Konumuz işte bu görünmez bedeller olacak bugün.
Fırsat maliyeti, bir seçeneği seçtiğinde vazgeçtiğin en değerli alternatifin değeridir.
Bir şeyin fiyatını etiketinde görürüz, ama bedelini orada göremeyiz.
Bedel, bir şeye "evet" dediğinde seçmediğin en iyi diğer seçeneğin değeridir.
Birimi para olmak zorunda değildir. Zaman, dikkat, bir akşamüstü, bir ilişki olabilir. Kaynaklar sınırlı olduğundan, her seçim bir vazgeçiş olur.
Biz bir şeyin maliyetini hep cebimizden çıkan parayla ölçmeye meyilliyiz. 2000 liraya bir mont aldığımızda maliyeti 2000 lira sanırız. Oysa o 2000 lira ile yapabileceğimiz en iyi ikinci şey neyse, belki bir uçak bileti, belki bir kurs, belki sadece kenarda duran bir güvence, montun gerçek maliyeti odur. Montun pahalı ya da ucuz olduğunu gösteren şey vazgeçtiklerinde olur.
Aynı durum zaman için de geçerlidir. Hatta en çok orada geçerlidir. "Bir bölüm daha dizi izleyeceğim," dediğinde, ödediğin bedel bir bölümlük zaman değildir. O saatte uyuyabileceğin uykunun, okuyabileceğin bir kitabın, bitirebileceğin bir işin bedelidir.
Netflix'e bir miktar parayla birlikte her akşam başka bir hayat ihtimalini daha ödersin ve bunu fark etmezsin, çünkü kimse sana o başka hayatın faturasını kesmez.
Fırsat maliyeti nedir?
Fırsat maliyetini, bir kararın fiyat etiketinde yazmayan bedeli olarak tanımlarız. Şuralarda gizlenir:
Parada: harcadığın tutarın başka nerede kullanılabileceğinde,
Zamanda: o saatin, ayın, yılın en iyi ikinci kullanımında,
Dikkat ve enerjide: aynı anda tek bir yere koyabileceğin sınırlı dikkat ve enerji kapasitende.
Fırsat maliyeti görünmezdir. Görünmezliği de tesadüf değildir. 2009'da Journal of Consumer Research'te yayımlanan "Opportunity Cost Neglect" başlıklı çalışmada Shane Frederick ve ekibi şunu gösterir:
İnsanlar, kendilerine hatırlatılmadığında, fırsat maliyetini yok sayar. İnsan o parayla alabileceği diğer alternatifleri ya da yapabileceklerini düşünmez ya da aklına getirmez.
Araştırma ekibi, deneylerine alışveriş anında fırsat maliyetini fark ettiren ipuçları ekler. Örneğin, "Bu parayı başka bir alışveriş için sakla" cümlesi eklendiğinde satın alma oranının düştüğü gözlemlenir.
Bu yüzden fırsat maliyeti bir formül değildir. Bir “fark edebilme yeteneği”dir. Bu modelin yaptığı en iyi şey, görünmez olanı görünür kılmaktır. Şu soruyla karanlıkları aydınlığa çıkarır: “Bu kararla birlikte nelerden vazgeçiyorum?”
Fırsat maliyeti neden görünmez?
Fırsat maliyeti gizli değildir aslında. Sadece bakılan yerde olmadığından gözden kaçar. Gerçekleşmemiştir çünkü, başka bir evrendeki alternatif bir kanaldır sadece. Aslında yoktur yani.
Görünmemesinin nedenlerini şöyle listeleyebiliriz:
“Evet” görünür, “hayır” görünmez:
Aldıklarına isim vermek kolaydır, ancak verdiklerini ya da vazgeçtiklerini adlandırmak zordur. Her evet görünmez bir hayır barındırır. Ve bu evetle birlikte takas ettiklerin sen görsen de görmesen de oradadır.
Meşgulken fark edemezsin:
Tüm gün bir tarla faresi peşinde koşan bir aslanı düşün. Gece olduğunda yorgunluktan başka bir şey düşünemez ve uyur. Sen de çoğu zaman öylesin. Bir fare için onca emek harcadığını göremezsin, çünkü meşgulsün, hareket halindesin. Bir fare kovalayarak geçirdiğin günün, harcadığın enerji ve emeğin nelere mâl olduğunu fark edemezsin.
Bedel başka bir para biriminde ödenir:
İncir çekirdeğini doldurmayan, hiç de önemli olmayan ve gerçek de olmayan basit bir alınganlığı yüzünden ekibimdeki biriyle tartıştığımı hatırlıyorum. Tartışma belki 5 dakika sürdü sürmedi, ama ben altı saat boyunca bu tartışmayı tek başıma sürdürdüm.
Bazı insanlar takvimdeki zamanından almaz, ama aklında çok yer kaplar. Asıl fatura takvimde yazdığı gibi 5 dakikalık çok kelepir bir fiyat olmaz bazen yani, gerçekte çok daha kazık olur.
Nasıl görünür kılarız?
Fırsat maliyetini şu soruları sorarak açığa çıkarırsın:
Neye kıyasla? Seçtiğin şeyi hiçbir şeyle değil, yerine yapacağın “diğer şeyle” karşılaştırmalısın.
Peki sonra? Bu seçimin bir sonraki adımda hangi kapıları açtığını, hangilerini kapattığını düşünürsün.
Neyin pahasına? Seçtiğin şeyle birlikte kaybedeceklerini yazarsın.
Ancak her karar için de bu kadar titizlenmeni istemem, her karar o derece bir anksiyeteyi hak etmez çünkü.
Bir grafik hayal edelim. Yatay eksen kararın geri döndürülebilirliği olsun, soldan sağa, kolaydan zora gitsin. Dikey eksene de kararın büyüklüğü diyelim, yukarıda hayat değiştiren, aşağıda ise günübirlikler yer alsın.
Deneme: Büyük ama geri dönülebilir kararlardır bunlar. Yeni bir hobi olabilir, yeni bir iş modeli ya da yeni bir alışkanlık… Burada fırsat maliyetine bakmalısın ama korkudan da donup kalmamalısın, karar veremez hâle gelmemelisin. “Ya yanlış seçersem, ya diğer seçenek daha iyiyse” diye hesap yapmaya dalıp hiç başlayamamak da mümkün olur çünkü. Eşeğin su ve saman ikilemini hatırla. Su mu içsem, yemek mi yesem kararını bir türlü veremez ve ölür…
Terazi: Büyük ve geri dönüşü zor kararların alanıdır. İş değiştirmek, şehir değiştirmek, evlenmek… Hepsi büyük birer yatırımdır. Modelin asıl kullanıldığı yer de tam olarak burasıdır. Vazgeçtiğin alternatiflerin adlarını tek tek yazmadan, iyice düşünüp taşınmadan karar vermemelisin.
Geç: Küçük ve geri dönülebilir kararların alanıdır. Öğle yemeğini nerede yiyeceğin, hangi tişörtü giyeceğin, Instagram’da post’u hangi saatte göndereceğin... Bunlara fırsat maliyeti uygulamaya kalkarsan, eziyet olur…
Birikim: Küçük ama geri dönüşü zor kararlardır. Tek başına önemsiz görünen ama her gün tekrarlandığı için geri alınamayan seçimler… Her akşam iki saat izlenen televizyon, her hafta sonu ertelenen aile ziyareti, yoğunluktan birlikte gidilemeyen çocuk oyun parkları… En çok bu kararlarda kandırılırız. Bedel o anda küçük gibi görünür ama o küçük bedellerin toplamı bir hayat eder, fark etmeyiz...
Jeff Bezos’un fırsat maliyetini görmek için kullandığı filtresini eminim ki duymuşsundur. 1994’te Jeff Bezos, New York’ta bir yatırım şirketinde kariyerinin en cafcaflı dönemindedir. Bir gün internet kullanımının yılda %2300 büyüdüğünü gösteren bir istatistik görür. Ve internette kitap satma fikri aklına düşer. Kendisine sorduğu en önemli soru şu olur: gelecek vadeden işini bırakıp bilinmeyen bir şeye girmeye, görünürde her şeyi riske atmaya değer midir?
Bezos’un yanıtı “pişmanlığı en aza indirme çerçevesi” diye bildiğimiz bir düşünce deneyi olur. Kendisini 80 yaşında hayal eder ve sorar; “Hangi kararı vermemiş olmaktan pişman olurum?” Cevabı kolay bulur. Denemiş ve batmış olmayı 80 yaşındaki Bezos affeder; ama internetin o ilk dalgasını sadece kenardan izlemiş olmayı affetmez. İşten ayrılır, arabasıyla Seattle’a gider. Yolda giderken şirket kurma evraklarını ve iş planını eşiyle birlikte hazırlar. Amazon’u garajında kurar.
Bu çerçevenin gücü fırsat maliyetini gelecekten bugüne taşımasındadır. Normalde bedel görünmez, çünkü alternatifi henüz yaşanmamıştır. 80 yaş sorusu o yaşanmamış alternatife kırışmış bir yüz, çatallaşmış bir ses verir. Ayrıca genelde biz “yaptıklarımızın" bedelini hesaplarken, Bezos burada “yapmadıklarının” bedelini hesaplamıştır.
Birçok insanın en büyük fırsat maliyeti batırılmış faturaları olmaz. Pişmanlıkları ve “keşke”leri olur.
Charlie Munger der ki;
“Bir fırsatı asla kendi başına değerlendirme, elindeki en iyi alternatifle karşılaştır.” “Sence bu iyi bir fikir mi?” sorusunun cevabı her zaman “neye göre?” olmalıdır.
Peki nasıl uygulanır?
Vazgeçtiğin şeyin adını koyarak başla. Ama her modelde olduğu gibi, bunu hatırlamak ve kullanmak, pratik yapmayı ister;
Büyük bir kararın eşiğindeyken vazgeçtiğin en iyi alternatifin adını yaz. "Birtakım başka şeyler" diye bir alternatif olmaz. Yazmazsan, adını koymazsan, yok sayarsın.
Para, zaman ve dikkati aynı teraziye koy. "Bu toplantı bedava" diye düşünme. Toplantıya para vermiyorsun ama zamanını veriyorsun. Toplantıya harcayacağın iki saati ve o iki saatin en iyi ikinci kullanımını karşılaştır.
Ben iş saatleri içinde, çoğunlukla toplantıda ya da Slack’te birisine bir şey anlatırken ya da toplantıyı dinlerken zaman geçirdiğim için, ailem, beni aramaması gerektiği sonucuna ulaşmıştı. Aradıklarında açmıyordum çünkü, fark etmiyordum bile. Bir gün şirkette kalabalık bir toplantı esnasında direktörüm diğer direktörlere ve patronlara sunum yaparken telefonu çaldı. Anında durdu. “Bunu açmam lazım,” dedi. “Prensibim gereği ailem ararsa, nerede ne yapıyor olursam olayım telefonu açarım,” diye devam etti. Müthiş bir acıyla muazzam bir farkındalık yaşadım o an. O telefonu açtığım ve konuştuğum o beş dakika, toplantıda geçirdiğim beş dakikadan çok ama çok daha değerli bir beş dakika… Prensipleri ve farkındalığı olmalı insanın…
Bezos'un sorusunu hatırla: 80 yaşında neyi seçmemiş olmaktan pişmanlık duyarsın?
Küçük kararları yıllık etkileriyle gör. Günde iki saat, yılda otuz gün eder. Dizi izlemek yerine, otuz günde neler yapabileceğini düşün.
Karar vermen gereken düşünceyi dile getirirken kurduğun cümlede “ya da” bağlacını kullan. “Kariyerimde daha iyi yerlere gelmek için istifa edip kendime bir iş kuracağım ya da yeni bir iş arayacağım.” “Bu tatlıyı sabah kahvesiyle birlikte yiyeceğim ya da akşam evde yemekten sonra dondurma yiyeceğim.” “Ya da” bağlacı opsiyonları düşünmeni, onları görünür hâle getirmeni sağlayacaktır.
Ve şu prensibi kendine yol gösterici olarak al:
Önemli bir kararın bedelini fiyatına bakarak değil, vazgeçtiğim en iyi ihtimalin adını koyarak ölçeceğim.
Dikkat dikkat!
Her akıl modelinde olduğu gibi, burada da modelin kötüye kullanımına karşı üç önemli dikkat noktasına ihtiyacımız var.
1. “Batık maliyet yanılgısı”na dikkat et (Sunk cost fallacy)
Batık maliyet, geçmişte bir işe, ilişkiye veya hedefe harcanan ve artık geri kazanılamayan zaman, para veya emek miktarını ifade eder. Bunun bir de yanılgısı vardır.
Ohio State Üniversitesi Psikoloji Profesörü Hal Arkes, insanın “ziyan etmeme” içgüdüsüyle hareket ederek yürümeyen şeylerdeki ısrarını Batık Maliyet Yanılgısı olarak tanımlar.
Profesör Arkes, Amerika’nın “Şimdiye kadar çok fazla kayıp verdik ve yatırım yaptık, bu yüzden artık geri çekilemeyiz” mantığını işleterek Vietnam Savaşı’nı kaybettiren bir stratejiyi sürdürdüğünü belirtir.
Arkes ve ekibi, çalışmalarında, çocukların ve hayvanların (örneğin köpeklerin) batık maliyet tuzağına düşmediğini fark eder. Bir köpek, geçmişte saatlerce beklediği bir yerden artık yiyecek gelmiyorsa, beklemeye devam etmez.
Yetişkinler, daha önce yatırım yaptıkları (bilet aldıkları veya zaman harcadıkları) ancak artık çok da keyif almadıkları bir aktiviteyi sürdürme eğilimindedirler. Çocuklar ise sıkıldıkları an, geçmişteki kayıplarını umursamadan o oyunu bırakıp kendilerine daha çok keyif veren yeni bir şeye yönelirler.
Yani biz yetişkinler çocukluktan itibaren öğrendiğimiz “israf etmeme” prensibini oldukça sık uygulayarak kendimize zarar veren kararlarda ısrarcı oluruz.
“Bu kadar emek verdim, bırakamam” cümlesi tehlikeli bir batık maliyet cümlesidir.
Batık maliyet geçmişe bakar ve geri alınamaz. Harcadığın o emek, yaktığın o para, boşa geçmiş o yıllar artık geri döndürülemez. Yaşanmışlardır ve bitmişlerdir.
Fırsat maliyeti ise geleceğe bakar. Tüm yaşananlardan bağımsız olarak “bu andan sonrasını” merkeze alır. Bundan sonra ne olmalıdır, kalmak mı mantıklıdır, gitmek mi doğru olandır…
İkisini karıştırmak, kötü işlerde, kötü ilişkilerde, yanlış bölümlerde daha çok zaman kaybetmene yol açar.
2. Geriye bakarak noktaları birleştiren kahinlerden olma
Kimin söylediğinden emin olamadığım bir söz var: “Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlam kazanır.
Olaylar yaşanıp bittikten çok sonra anlamlandırmak kolaydır, ama bunu yaşarken çok kolay yapamazsın.
2000’de Netflix’in iki kurucusu, Marc Randolph ve Reed Hastings, dönemin en büyük DVD kiralama şirketi olan rakipleri Blockbuster’ın Dallas’taki merkezine, reddedilemeyeceğini düşündükleri bir teklifle giderler. Teklifleri şudur; “Henüz zarar eden, ama çok da gelecek vadeden Netflix’i 50 milyon dolara satın alın.” Randolph’un hatırladığına göre Blockbuster yöneticileri teklifi ciddiye bile almaz, neredeyse gülerler.
Blockbuster 2010’da iflas eder. Netflix ise bugün yüz milyonlarca abonesi olan bir eğlence platformu haline gelir. O günkü “hayır”ın bir bedeli yoktu, ama vazgeçilen alternatif gelmiş geçmiş en büyük medya şirketlerinden biri oldu.
Blockbuster hikâyesine bugün şaşırıyoruz ama 2000'de o "hayır" hiç de öyle saçma görünmüyordu. Netflix para yakan küçük bir DVD kiralama girişimiydi ve Blockbuster'ın kendisine para kazandıracağını düşündüğü başka planları vardı.
Fırsat maliyeti karar anında bilinenlerle hesaplanır. Sonucu görüp geçmişteki kararları yargılamak analiz olmaz. Ancak bir yanılgıdır.
Aynı şekilde, "keşke 2010'da Bitcoin alsaydım" cümlesinde de fırsat maliyeti düşüncesi olmaz. Çünkü model sadece o anda ulaşabileceğin gerçekçi alternatifleri sayar. Bitcoin hakkında yeterli bilgin yoktu, belki o anda geleceği belirsiz bir kumar olarak gördüğün bu yatırıma ayıracak paran yoktu…
Ulaşılamaz alternatifler için duyulan pişmanlık sadece bir sızlanma olur. Mantıklı olmaz.
3. Her şeyi paraya çevirme tuzağından kaçın
Modeli her kararda uygularsan, hayat bir muhasebe defterine döner. Saatlik ücretini hesaplayıp arkadaşınla içtiğin kahvenin "maliyetini" çıkarmaya başlarsan, model sana hizmet etmez. Sen modele hizmet etmeye başlarsın…
Dinlenmenin, sohbetin, boş durmanın fırsat maliyeti yok diyemeyiz, ama o bedeli ödemeye değecek zamanlar da olmalıdır. Çünkü karşılığında aldığın şeye “hayat” deriz…
Aklında kalmasını istediğim en önemli iki şey;
Herkes maliyetin etikette yazdığını sanır; aslında bedel, vazgeçtiğin en iyi ihtimalin değeridir.
Herkes “evet”i bedava sanır; aslında her “evet”, adı konmamış bir hayırla birlikte gelir. (Aynı durum “hayır” için de geçerlidir.)
Vazgeçtiklerini görmen ve bedeli bilerek, farkında olarak seçmen için kullanacağın beş soru bırakıyorum buraya;
Şu anda senin için büyük ve geri dönüşü zor olan o karar ne? "Evet" ya da “hayır” dediğinde kapısını kapattığın en iyi ihtimalin adı ne?
Son bir ayda "hayır" dediğin şeylerin listesini çıkar. Kararı almadan önce hangisinin fırsat maliyetini düşünmemiş olabilirsin?
Geçen hafta en çok saati neye harcadın? O saatlerin en iyi ikinci kullanımı ne olurdu?
Neye "bu kadar emek verdim" diyerek sürdürmeye devam ediyorsun? O emek geri gelmeyecek ama bundan sonra devam etmenin bedeli ne olacak?
80 yaşında bugüne dönüp baktığında, neyi denememiş olmaktan pişman olursun?



