İnsanın en iyi yaptığı şey, başkalarının başarısızlığından ders çıkarmak olmalı.
Başkalarının yaptığı hataları analiz edip, aynı hataları yapmamaya çalışmak, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biriciği.
Ama hikâyesini anlatacağım Alejandro Jodorowsky tam olarak böyle düşünmüyor. Kısaca Jodo olarak anacağımız Alejandro Jodorowsky, insanın sürekli denemesini ve sürekli hata yapmasını öğütlüyor.
Neden aynı fikirde olmadığımı anlatacağım.
Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi filmi olabilecekken, son anda iptal edilen bir filmin hikâyesinden bahsedeceğim bugün. Jodo’nun Dune filminin neden başarısız olduğunu konuşacağız.
Jodorowsky'nin Dune'u:
Tamamlanmamış en büyük bilim kurgu filmi hakkında bir belgesel
Belgeseli Youtube’da Türkçe altyazılı olarak bulmak mümkün.
Her şey “hayattaki en büyük amacınızın ne olduğunu” soran soru ile başlıyor. Jodo bu soruyla başlıyor, ve cevabıyla devam ediyor. Hayattaki en büyük amaç, bir “ruh” yaratmaktır diyor. Resim yapmak, heykel yapmak, müzik yapmak gibi uğraşların yanında onun ruhunu tamamlayan en önemli şeyin film yapmak olduğunu söylüyor.
Jodo, Dune filmini yapmayı çok istemiş. Kolunu bacağını kesip atacak kadar, kendi oğluna 2 sene boyunca haftada 7 gün, günde 6 saat judo, karate, jiu jitsu dersleri aldırarak -oğlunun kendi söylemi ile- ona işkence edecek kadar çok istemiş. Bunun sadece bir film değil, insanlık için bir kilometre taşı olacağına inanmış. Dune filminin bir peygamber olmasını istemiş. İnsanların beyninde LSD kullanmadan, LSD kullanmış hissi yaratmak istemiş.
“Dune, bir peygamberdi. Bir Tanrı olacaktı. Sanatsal bir Tanrı, sinematografik bir Tanrı. Özgür, tamamen özgür…” - Alejandro Jodorowsky
Jodo’nun geçmişi:
Alejandro Jodorowsky kariyerinin ilk 10 senesinde tiyatro gösterileri hazırlamış ve yönetmiş. Daha sonra film yapmaya başlamış.
Hiçbir teknik bilgisi olmamasına rağmen, ilk filmini kendisi yazan ve yöneten Jodo, ismi El Topo olan filmde ana karakteri de oynamış. Kendisi ile birlikte oğlunu da El Topo’da oynatan Jodo, bu filmle birlikte oldukça fazla tepki almış. Film şiddetli bir rahatsız edicilik barındırdığından “herkes için” kolay hazmedilir bir film olmamış ve hatta Meksika’da gösterimi yasaklanmış.
Yine de Amerika’da oldukça başarı yakalamasının ardından Jodo biraz para bulunca ikinci filmi olan Kutsal Dağ’ı çekmiş. Bu filmde de sürrealist anlatım ve rahatsız edici kareler bulunması Jodo’ya başarıyla birlikte, filmlerinin bir stile sahip olduğunun ve bu stilin herkesçe anlaşılamayabileceğinin bir kanıtı olmuş.
Jodo’nun Dune’u:
Kutsal Dağ filminden sonra Fransız bir yapımcı olan Michel Seydoux, Jodo’ya ulaşır. Jodo’nun sanatını ve filmlerini takdir ettiğini belirtir ve birlikte bir film yapmak istediğini iletir. Jodo’ya sıradaki filmi için aklında ne olduğunu sorar.
Jodo, daha önce kitabı okumamış olmasına rağmen, bir arkadaşından hikâyesini dinlediği ve o anda vurulduğu Dune’un hikâyesini hayata geçirmek istediğini iletir.
Seydoux bu fikri beğenir, Dune filminin yapılması için haklar alınır ve imzalar atılır.
Jodo, Dune kitabını satın alır ve okumaya başlar. Dune’daki anlatımın özellikle ilk 100 sayfada çok yavaş ve ağdalı olduğunu ama sonradan muhteşem bir hikâyeye dönüştüğünü düşünür. Hatta Dune metnindeki edebiyatı Proust edebiyatına bile bezetir.
Kitabı bitirdikten sonra Jodo, kitabın kendisinde bıraktığı hissi yorumlar ve bu yoruma istinaden bir senaryo yazar.
Senaryoyu tamamladıktan sonra filmi yaratacak ekip için kendisine “spiritüel savaşçılar” aramaya koyulur.
Blueberry çizgi romanına denk gelen Jodo, buradaki çizimlere vurulur. Bunu çizen insanla çalışmak zorunda olduğuna inanır ve tamamen şans eseri olarak, Moebius rumuzuyla bilinen Jean Giraud ile kendi ajansında karşılaşır. Moebius Dune filminin ekibine katılmaya karar verir ve çizimlerine başlar.
Jodo’nun aklındakileri büyük bir özveri ve hızla çizmeye başlayan Moebius, Dune filminin neredeyse her bir karesini oluşturacak çizimleri büyük bir inançla 4 ay boyunca çizmeye devam eder.
Filmdeki özel efektler için bir arayışta bulunan Jodo, dönemin en iyisi olan Douglas Trumbull ile görüşmeye gider ancak Douglas’ın sanatçıdan önce teknik bir insan olduğuna inandığı için onuna çalışmak istemeyen Jodo, yeni bir arayışa çıkar. O sırada sinemalarda olan Dark Star filmini izler ve filmin özel efektlerini yapan Dan O’Bannon ile tanışmak ister. O’bannon Jodo’nun vizyonundan ve motivasyonundan çok etkilenir ve ekibe katılır.
Jodo’nun Dune için “spiritüel savaşçı” arayışı film müzikleri için de devam eder ve her bir gezegenin müziklerini yapmak için ayrı müzisyenlerle çalışmak ister. Pink Floyd’un müziğini oldukça beğenen Jodo, onlarla görüşmeye gider. Toplantı esnasında Pink Floyd grubunun hamburger yediğini gören Jodo oldukça sinirlenir ve “gelmiş geçmiş en önemli filmi konuşmak yerine yemek yedikleri için” grubu azarlar. Grup hemen yemeyi bırakır ve görüşmelere başlanır. Olumlu geçen görüşmelerin ardından Pink Floyd da ekibe katılır.
Dune’da Paul’u oynaması için kendi oğlunu düşünen Jodo, oğlunun bu rol için eğitilmesini ister ve yoğun olarak karate, judo, jiu jitsu öğrenmesi bir öğretmen tutar.
Filmde imparatoru oynaması için Dali ile iletişime geçen Jodo, Dali’nin “Hollywood’daki en pahalı aktör” olma isteği için yapımcıyla görüşerek Dali’ye dakikası için 100.000 dolar ödemeyi planlar. Dali dakikasına 100.000 dolar ödenecek olmasının verdiği mutlulukla rolü kabul eder. Jodo ve Seydoux filmde sadece 3 dakika kadar Dali’ye yer vereceklerini planlarlar.
Jodo, Dune için ödeme yerine özel bir şef tutularak sette istediği kadar yemek yemesine izin verilecek olan Orson Welles’i ve Mick Jagger’ı da ekibe dahil eder.
Dune hazırlıkları ve başarısızlık
Jodo, ekibiyle birlikte her gün 24 saat çalışır. Her sabah, işe başlamadan önce tüm ekibe motive edici konuşmalar yapar. Bu filmin ne kadar önemli olduğunu, aslında sanatsal bir Tanrı yarattıklarından bahseder. Okumamış olanlar Dune’u sadece Jodo’nun yorumuyla öğrenir. Jodo gerekli olan tüm direktifleri anlatıp, içlerindeki sanatçının ortaya çıkması için herkesi yalnız bırakır.
Jodo’nun Dune yorumunda Paul’un annesi Paul’a, spiritüel boyutta babasının bir damla kanını kullanarak hamile kalıyor. Bir başka çılgın Jodo yorumu ise, Duke Leto’yu aşağılamak için 200 Arnavutluk askeri aynı anda, şatonun önünde büyük tuvaletlerini yapıyor…
Sonunda Dune’un her bir karesinin özenle çizildiği, çizilen her karenin nasıl filme alınacağının, hangi malzemelerin kullanılacağının ve özel efektlerin nasıl uygulanacağının detaylı anlatımının olduğu bir kitap ortaya çıkar.
Kitabın tüm sayfalarının tek tek üzerinden geçildiği video’yu buraya bırakıyorum.
Bu kitapla birlikte Jodo ve Seydoux Amerika’ya giderek film stüdyolarını gezmeye başlar. Her stüdyo, bu muhteşem kitabı görünce oldukça etkilenir ama hiçbiri bu filmi çekmeyi kabul etmez.
Öncelikle film Hollywood standartlarına göre çok uzundur, seyircinin sıkılmaması için 1,5 saat uzunluğunda olması istenir. Jodo hayır der. Her ne kadar özel efektlerin nerede ve nasıl kullanılacağı çok detaylı bir şekilde anlatılmış olsa da, stüdyolar bunları uygulayacak ekipmana sahip değildiler. Kısıtlama yapmak isterler, Jodo hayır der. Son olarak da Jodo’nun her şeye hayır demesi stüdyoları korkutur.
Film gerçekleştirilemez.
Bunun üzerine Dune filminin hakları David Lynch’e verilir ve ilk Dune’u o çeker.
David Lynch’in filmi ilk kez sinemalara geldiğinde Jodo izlemek istemedi, hatta öyle ki tüm vücudunda egzamalar oluştu. Ancak oğlunun ısrarlarına dayanamayarak filmi görmek istedi.
Filmi izlerken egzamaları geçmeye başladı çünkü film onun tabiriyle “berbattı”. Lynch’i tanırdı, o muazzam bir sanatçıydı ama bu film onun elinden çok yapımcının kısıtlamalarının elinden çıkmışa benziyordu. Bunu gören Jodo rahatladı…
Ne öğrendik?
Ben bu belgeseli izledikten sonra Jodo’nun motivasyonuna ve azmine her şeyden önce tutkusuna hayran kaldım.
Hatta öyle ki belgeselin sonunda Jodo herkese “neden bu kısacık ölümlü hayatınızda daha tutkulu olamıyor kimse?” diye sitem etmesinden de etkilendim. Yıllar sonra, büyük hayal kırıklığı yaşamış olsa bile Dune’u anlatırkenki heyecanı ve coşkusu muazzamdı.
Vizyon, motivasyon ve azim çok kıymetli. Ancak düşünmeden edemediğim şu, ne kadar büyük bir vizyona, ne kadar büyük bir motivasyona sahip de olsanız da, işi tamamlayamıyorsanız hiçbir önemi yok.
Jodo ve ekibi muhteşem bir vizyonla ve yenilikle çok büyük hayaller kurdu. Hatta bu hayalleri daha sonra başka filmler yapan ekibin tüm işlerinde gördük. Hollywood dünyasına yenilikler ve yeni yetenekler kazandıran Jodo, “eğer Dune’u çekebilmiş olsaydım…” keşkeleriyle yaşamaya devam ediyor.
Her ne kadar David Lynch’in versiyonu kötü de olsa, filmi çeken kişi Lynch oldu. Bu projeyi sonlandırabilen ve perdeye taşıyan ekip onun ekibiydi. Vizyon ve motivasyon ne kadar önemliydiyse eldeki bütçe ve teknoloji ile yapılabilecekler sınırlıydı ve bu sınıra saygı duyarak elinden gelenin en iyisini yaptı.
Jodo’nun muhteşem vizyonunun uçsuz bucaksızlığı, ve bunu perdeye aktarmaktaki sabırsızlığı günün en uygun çözümlerine uyamadı.
Jodo, herkesin ne olursa olsun mümkün olduğunca fazla hata yapması gerektiğine inandığını anlatıyor belgeselde. Hata yapa yapa yaşayın diyor. Ama ders çıkarmak için Jodo’nun yaptığı hatayı herkes yapmak durumunda değil sanırım. Vizyonu, günün şartlarındaki alt yapı ile, sabırsızlanmadan, yavaş yavaş da olsa gerçekleştirebilemek en değerlisi olmalı.
Robert Greene der ki:
Yaratıcılığın önündeki en büyük engel sabırsızlığınızdır; süreci hızlandırmak, çabucak bir şeyler ortaya koymak ve sıçrama yapmak için duyduğunuz o neredeyse kaçınılmaz arzudur.
Tekrar görüşmek üzere!





İlginçmiş. Yazı için teşekkürler.