Kaygılı olduğumu hissettiğim birkaç gün geçiriyorum. Gelecek kaygısı, belirsizliği, bir şeyler yapmam gerektiği ama ne yapacağımı bilememenin verdiği o büyük endişe...
Yanlış anlaşılmak istemem, kaygılı olduğumu anlayan ben olmuyorum. Böyle bir farkındalık seviyem yok henüz. Bu durumu ilk önce vücudum anlıyor ve direkt bir tepkide bulunuyor. Her zaman işe yarayan, bana bir şeylerin yolunda olmadığını farkettiren, kaygılandığımı farkettiren tek atış. Ellerimde oluşan kırmızı kaşıntılı kabarcıklar…
Bu minik ve tatlış kabarcıklar ellerime yerleştiğinde farkediyorum ben. Kaygılıyım. Endişeliyim. Stresliyim. Vücudum bu görünmez virüse karşı gayet görünür bir tepki vererek dikkatleri üzerine çekiyor. Farket diyor bana, bir şeyler yolunda gitmiyor.
Kaygı, gerçeği görmek ya da gerçekle yüzleşmek istemediğimizde yüzüme taktığımız bir maske gibi… Bu maske varken bir şeyleri çözmek yerine bu şeyler hakkında endişelenmeyi tercih ediyoruz. Sanki bedene, hayata dönmek yerine, hayalet gibi dolaşmayı tercih ediyoruz bu maskeyle. Mutsuz ve umutsuz bir hayalet gibi. Geleceğimizin canlı bir beklentisi gibi yaşamak yerine, kaygının yarattığı ürkekliği sarıveriyoruz ölümlü bedenlerimize. Dünyanın bize sunduklarını hak ettiğimizi düşünmeyen, ona inanmayan geçici misafirler gibi geziyoruz yeryüzünde.
Kaygı sürekli bir inkâr hali. Düzeltmeyi reddetme hâli. Biz kaygı duydukça, endişelendikçe sorunun kendi kendine düzeleceğini umduğumuz bir çözüm yöntemi. Çünkü aksi, yani düzeltme eylemi bir değişim demek olduğundan, bu değişimin yaratacağı belirsizlik hissi kaygının verdiği histen daha korkunç görünür gözümüze.
Kaygı aynı zamanda öfke de getirir peşinden. Bir şeyler ve birileri tarafından zarar göreceğimiz kaygısıyla öfkeleniriz, bu öfkeyi beslemek için daha çok öfke çekeriz. Artık önünüzde yürüyen bir yaşlı teyzenin neden bu kadar yavaş yürüdüğüne, neden kırmızı ışığın bu kadar uzun sürdüğüne, kahve sırasında sizin önünüze geçiveren beyaz yakalı bir çalışana, anneye, babaya, eşe, dosta öfkelenmeye başlarız. Kaygı tek başına yetmez, öfkeyi de sarar bedenimize.
Geçici endişe, sürekli bir kaygıdan iyidir ama. Hatta faydalıdır da. Henüz tam olarak cevaplanmamış veya yapılmamış olanı belirlememize ve sıralamamıza olanak sağlar. Ancak biz aksiyon almamaya devam edersek bu geçicilik kendisini sürekli kaygıya bırakır ki, bu durumda artık hareket etmek zorlaşır. Çünkü sürekli kaygı, bizi daha derin bir anlayışa çağıran şeye karşı bilinçsiz bir savunmadır. Sürekli varolan kaygı aslında zihnimizi kurcalayan şeyi tam olarak hissetmemizi engeller ve üzerini örter.
Kaygılı bir durumda aslında anlamak istemeyiz, sadece endişelenmek isteriz. Bir şeyden diğerine acele ederiz, asla gerçekten yerleşmeyiz, asla yeterli zaman olmadığını hissederiz, bedenimizin içinde ve dışında neler olup bittiğini tam olarak hissetmek için asla zaman ayırmayız.
Kaygımız, sürekli olarak yanlış zamanda yanlış yerde olma hissiyle, bir anı yaşarken başka birini düşünerek, bir şeyi düşünürken başka bir şeyi yaparak, bu bedende yemek yemeyi veya nefes almayı unutarak başka soyut, ideal bir bedende yaşamaya çalışarak sürekli olarak devam eder.
Ancak kaygı çözümsüz değildir.
Kaygının çaresi neredeyse her zaman bir tür basitleştirmede bulunur. Çoğu zaman bu basitleştirmenin özü, kaygı hakkında onu bırakmaktan başka hiçbir şey yapamayacağımız yönündeki özgürleştirici farkındalıktır.
Arkadaşlarımıza, dostlarımıza, çocuklarımıza veya meslektaşlarımıza verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri kaygıyı terk etmek olabilir. Endişelerimizi, gelişimimize bir engel olarak, gerçek samimiyete, gerçek arkadaşlığa ve işimizle gerçek bir etkileşime karşı bir koruma olarak ne kadar çok kullandığımızı fark etmekle başlayabiliriz.
Hemen hemen her meditasyonel farkındalık öğretileri bize özgürlüğe giden kapının bir sonraki nefesi almayı öğrenmek kadar basit ve yakın olduğunu söyler. O nefesi olabildiğince dolu almak ve sonra onu kolayca dünyaya geri vermeyi öğrenmek... Nefes alış ve nefes veriş, alındığında ve verildiğinde ve fakat kontrolcü, endişeli bir düşünce olmadan tamamlandığında, kaygıdan anında kurtuluş kapısıdır. Huzursuz, zorba, telaşlı zihinden uzaklaşarak, kolay nefes almanın dinlendirici, davetkâr dinginliğine doğru bilinçli bir gevşeme, her zaman zihni daha geniş, cömert, daha az endişeli bir şekilde yeniden yeşerteceğimizin temelidir.
Ben de bunu yapıyorum bu sıralar. Kaygılarımın temeli olan her sorunu daha sonra çözeceğimi söylüyorum kendime. Bugüne kadar nasıl tek tek çözdüysem yine her şeyi zamanı geldiğinde tek tek çözeceğimi anlatıyorum kendime. Onlar sonra çözülecek. Bugün yapılacak tek şey nefes almak. Dolu dolu, dünü, bugünü, yarını düşünmeden, bu anda kalarak nefes almak, o nefesin tüm bedenimin içine dolmasındaki şifayı hissederek yaşamak, ve sonra dünyaya geri vermek o nefesi.
Yaptığım tek şey bu şimdilik.
Nefes almak.



