Merhaba!
2025’in ilk ayını çoktan geride bıraktığımızı temsil eden Şubat ayının ilk pazarından selamlar!
Bugün paylaşmak istediğim iki önemli konu var:
Mel Robbins’in “Let them” teorisi
Ve bu teorinin bir startup’ın nasıl başarılı olacağını betimleyen büküm noktası teorisine katkısı
(Let them) Bırakınız yapsınlar teorisi
“Kitap okuma” formunun, zamansızlığın temelini oluşturduğu yeni dünyada dönüştüğü yeni halinin “kitap dinlemek” olduğunu düşünüyorum. Trafikte, yürüyüşte, el oyalayıcı bir iş yaparken dinlemek, az zamanda çok ve “verimli” iş yapmanın bir kanıtı olarak kendime hatırlattığım bir aksiyon.
Önemli: Bulaşık yıkarken sadece bulaşık yıkamaya odaklanarak başka hiçbir şey düşünmeden bulaşıkları tek tek, yavaş yavaş yıkamayı öğütleyen Zen Budist Thich Nhat Hanh’ı da anmak istiyorum tam bu anda. Yukarıdaki cümlemde kitap dinlemeyi, başka bir şey yaparkenki zamanını “değerlendirmeye” indirgediğim bu davranış şekli tek doğru değildir, olmamalıdır. Teşekkürler.
5 saniye kuralının sözcüsü olan Mel Robbins’in yeni kitabı “Let Them Theory”si ile böyle tanıştım.
Mel Robbins'in "5 Saniye Kuralı", motivasyon eksikliği, erteleme alışkanlığı veya korku gibi duyguların üstesinden gelmek için basit ama etkili bir yöntemdir. Kural, bir şey yapmanız gerektiğini hissettiğiniz anda, beyninizin sizi durdurmasına fırsat vermeden harekete geçmek üzerine kuruludur.
Harekete Geçme İhtiyacı Hissettiğiniz An: Örneğin, sabah erken kalkmanız gerekiyor ama yataktan çıkmak istemiyorsunuz. Ya da bir sunum yapmanız gerekiyor ama başlamak için motivasyonunuz yok.
5-4-3-2-1 Geri Sayım Yapın: Bu tür durumlarda, içinizde bir eylemi gerçekleştirme isteği veya ihtiyacı hissettiğiniz anda, hemen 5'ten geriye saymaya başlayın: 5, 4, 3, 2, 1.
Harekete Geçin: Geri sayım biter bitmez, düşünmeden harekete geçin. Örneğin, yataktan kalkın, sunuma başlayın veya o önemli telefon görüşmesini yapın.
Neden İşe Yarar?
Beynimiz, rahatlık alanımızı korumak için bizi harekete geçmekten alıkoyan bir mekanizmaya sahiptir. 5 saniyelik geri sayım, beynin bu "durdurma" mekanizmasını devre dışı bırakır ve harekete geçmek için gereken o ilk kıvılcımı sağlar. Bu kural, özellikle erteleme alışkanlığı, korku veya kararsızlık gibi durumlarla başa çıkmak için etkilidir.
Mel Robbins’in Let them teorisi ilişkilerde, özellikle de başkalarının davranışları üzerinde kontrol sahibi olmaya çalıştığımız durumlarda, bize iç huzuru ve özgürlüğü geri kazandırmayı amaçlayan bir yaklaşım. Aslında stoacılığın da temeli olan insanın kontrolü dışında olan şeyler için endişelenmek yerine, yalnızca kontrol edebileceği şeylere odaklanması gerektiğini savunan bu teori, başkalarının davranışlarını kontrol etmeye çalışmak yerine, onları oldukları gibi kabul etmeyi çok daha kolay, anlaşılır ve biraz da duygusal örneklerle aktarır.
Ama bahsetmek istediğim asıl konu, Mel Robbins’den çok önce iki çocuğuna bakmak için iki işte çalışan bir annenin, Cassie Phillips’in bu teoriyi viral hale getirecek bir şiir yazması. Bu şiiri daha sonra öğrenen Mel Robbins’in bu fikri kullanıcılara paylaşacak daha iyi bir yöntem bulmak için önce “Let Them Theory” konseptinin marka tescil başvurusunda bulunuyor, daha sonra kitlesine yeni bir kitap yazdığını aktarıyor ve “Let them theory” kitabını yayımlıyor.
Yani Cassie Phillips’in yapamadığını Mel Robbins bir “toplum hareketine” dönüştürerek başarıyı yakalıyor. Bu da bizi bu başarının temelini oluşturan Büküm Noktası (Inflection Theory)’ye götürüyor.
Ama bu teoriye yer vermeden önce yazının ilhamını aldığı Cassie Phillips’in orijinal “Let Them” şiirinin çevirisini paylaşmak istiyorum;
Bırak gitsin. Eğer senin yerine bir şeyi ya da birini seçmek istiyorlarsa, BIRAK SEÇSİNLER. Eğer seninle haftalarca konuşmadan durmak istiyorlarsa, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer seni bir daha hiç görmemekte bir sorun görmüyorlarsa, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer her zaman kendilerini ön planda tutmakta bir sakınca görmüyorlarsa, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer sana oldukları kişiyi gösteriyorlarsa ve senin onları algıladığın kişi değillerse, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer kalabalığı takip etmek istiyorlarsa, BIRAK ETSİNLER. Eğer seni yargılamak ya da yanlış anlamak istiyorlarsa, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer sensiz de yaşayabileceklermiş gibi davranıyorlarsa, BIRAK ÖYLE OLSUN. Eğer hayatından çıkıp gitmek istiyorlarsa, kapıyı açık tut ve BIRAK GİTSİNLER. Bırak seni kaybetsinler. Sen hiçbir zaman onların olmadın çünkü sen her zaman kendine aittin. Öyleyse bırak gitsinler. Bırak sana kim olduklarını söylemek yerine göstersinler. Bırak vaktine ne kadar değdiklerini kanıtlasınlar. Bırak hayatının bir parçası olmak için gereken adımları onlar atsınlar. Bırak affını hak etsinler. Bırak seni sıradan şeyler hakkında konuşmak için arasınlar. Bırak seni bir Perşembe akşamı dışarı çıkarsınlar. Bırak seninle her şey hakkında konuşsunlar, sırf karşılarında sen olduğun için. Bırak sende güvenli bir yer bulsunlar. Bırak sertleşmemiş yüreğini görsünler. Bırak seni sevsinler.
Büküm noktası teorisi (Inflection Theory)
Ortalama derece iyi bir iş kitabının, genel olarak iyi sayılabilecek bir blog yazısının 150-200 sayfaya uzatılmış hali olduğunu düşündüğümüzde iyi bir “iş yapış şekli” kitabı bulmak gerçekten zorlaşıyor. İyi bir iş kitabı, önerdiği hipotezleri kanıtlayacak datalar sunan, bu dataları elde etmek için de uzunca bir süre araştırma yapmış olan kapsamlı bir iş kitabı olacakken çoğu zaman tavsiye niteliğinde olup, datalarla desteklenmeyen bir “his” ya da “öngörü”den öteye gidemiyor.
Eric Ries ise bu tür kitapların yazarı değil. Yazdığı The Lean Startup kitabı çok iyi derlenmiş, çalışılmış ve denenmiş, “başarılı startup için bir blue-print” niteliğinde.
Eric Reis, başarılı bir startup’ın yapması gerekenleri belirttiği bir yöntem ortaya sürerek “Startup başarısı, belirli bir süreç izlenerek mühendislikle sağlanabilir; bu, onun öğrenilebileceği anlamına gelir, bu da öğretilebileceği anlamına gelir.” demiştir. Ama 2011 senesinde yazılan bu kitabın temelinde önerdiği “kullanıcı problemini derinlemesine anlayarak, mümkün olunan en ucuz şekilde çözmeye” yönelik bir süreç gerektiren startup dünyasında, 2011’den bu yana başarısızlık %99 oranında.
Eric Ries muhtemelen bir şeyleri atladı bu muhteşem kitabında…
Büküm noktası teorisi bir startup’ı gerçekten başarılı yapacak, bugüne kadar denk geldiğim reçetelerden en iyi potansiyele sahip olanı olarak Eric’in atladığı bir noktayı aydınlatmak için önemli bir konsept olabilir.
Nedir?
Büküm noktası bir fonksiyonda ikinci türevi sıfır yapan noktadır. Dönüm noktasıdır. Bir şeylerin değişmeye başladığı noktadır.
Neden Önemli?
Büküm Noktası Teorisi, bazı fikirlerin neden diğerlerinden daha fazla çığır açma potansiyeline sahip olduğunu açıklayan kavramsal bir yaklaşım. Bu teoriye göre, başarılı fikirler, dışsal olayların tetiklediği "büküm noktaları" (inflection points) etrafında gelişir.
Büküm noktaları insanların düşünme, hissetme ve hareket etme biçimlerinde köklü değişikliklere yol açan dışsal olaylardır. Teknoloji, yeni yasal düzenlemeler ve insanların inançlarındaki değişimler büküm noktalarına örnek olarak verilebilir.
Teknoloji: GPS çipli akıllı telefonların piyasaya sürülmesiyle Uber gibi bir şirketin varlığından söz edebiliyoruz.
Yasal Düzenleme: Yeni yasaların yürürlüğe girmesinden sonra tele-health sektörünün gelişmesi ve uzaktan sağlığın COVID’ın de etkisiyle hayatımıza girmeye başlamış olması başka bir örnek olabilir.
Daha iyi bir ürün ortaya çıkarmanın bir startup için en hızlı ölüm şekli olduğu söylenir. Çünkü ekosistem acımasızdır ve büyük oyuncular karşısında ayakta kalabilmek için olan ürünü daha iyi hale getirmek yetmez. Büyük oyuncuların kendi operasyonlarını değiştiremeyecekleri şekilde radikal bir yenilik gereklidir. Airbnb çok daha iyi bir otel değer önerisiyle Marriott’u alt etmedi, Marriot’un iş yapış şeklini değiştiremeyeceği şekilde, yerli insanların evlerini misafirlere açtığı bir konaklama hizmeti sunarak bunu başardı.
Kimsenin henüz farkında olmadığı değişiklikleri fark etmek, büküm noktalarını görebilmek başarılı bir startup kurmanın ilk adımı olabilir.
Başarılı bir liderin/kurucunun yapması gerekenler
Büküm noktalarını fark etmek.
Teknolojideki, düzenlemelerdeki ya da insanların inanışlarındaki değişikliklerin sürekli takibinde ve farkında olabilmek en önemli şey olmalıdır.
Büküm noktalarından içgörüler elde etmek.
İçgörü, bir veya daha fazla dönüm noktasının insan kapasitelerini ve davranışlarını değiştirmek için nasıl kullanılabileceğine dair aşikâr olmayan bir gerçektir. Yani doğru uygulanan bir içgörü, "insan kapasitelerini ve davranışlarını köklü bir şekilde değiştirmek için” bir veya daha fazla dönüm noktasından yararlanır.
İçgörülerden oluşan bir ürün ya da hizmet geliştirmek.
Geliştirilen ürünün ya da hizmetin bir akım ya da bir hareket oluşturmasını sağlamak.
Yeni bir fikrin inananları ve takipçileri bu fikir ya da hizmet için bir topluluk oluşturabiliyorsa, bu fikrin çok sağlam bir alt yapıda kurgulandığını söyleyebiliriz. Crossfit topluluğunun bu yeni spor yapma şeklini nasıl sahiplendiği ya da gelişen LLM teknolojisinin devamlılığını sürekli kullanarak sağlayan takipçilerini örnek olarak verebiliriz.
Topluluk oluşturmayı odağına alan Kevin Kelly’nin 1000 True Fan (1000 gerçek fan) yazısını da meraklıları için ekliyorum.
Bu 4 önemli adım bir bütün olarak uygulanabildiğinde, başarılı bir girişim kurma sürecinin oldukça zor ve karmaşık olan sanatının ete kemiğe bürünmüş bir sistemi olabileceğini düşünüyorum. Bu sebeple Büküm Noktası Teorisi’ni ilk duyduğum andan beri etrafımdaki her ürün ya da girişimde bu teorinin izdüşümlerini arıyorum.
Büküm noktası teorisi, eğer eğrideki değişimi farkedebildiyseniz, bir girişim kurmak istediğinizde “Neden Şimdi?” sorusunun en iyi yanıtı olabilir.
Mel Robbins’e ve doğru zamanda, doğru şekilde ve iyi bir takipçi kitlesi sayesinde bir harekete dönüştürerek oluşturduğu “Let Them Theory”sine-her ne kadar intihal potansiyeli de taşısa- bana ilham verdiği için teşekkür ederim. Tüm drama bir yana, kitabın fikri gayet önemli ve değerli.
Görüşlerinizi duymayı çok isterim!



