Merhaba!
Yeni bir hafta ve ben heyecanlıyım!
Bu hafta bültende;
🧞♀️ Kırmızı kraliçe etkisini ve karşıtı olabilecek görüşü
🚫 Antikütüphane fikrini,
✍️ Çok sevdiğim bir düşünür olan tatlı insan Derek Sivers’ın “Hell yeah or no” kitabından notlarımı
💭 Bir bağımsız düşünceyi ve
❓ Düşünmeye değer bir soruyu yazdım.
Podcast’e de yolunuz düşerse mutlaka uğrayın!
Handegül
Sürekli koşmalı mı, bazen durmalı mı?
Hayatına es veren ve limitli bütçesiyle dünyayı gezebilen Rolf Potts’un kitabı Vagabonding’ini hatırladım bu hafta.
Hayata ara vermeyi öneriyor kitap, çok da fazla bir bütçeye gerek duymadan dünyayı gezebilmeyi anlatıyor.
Hep bildiğin yerden bakmak değil de dünyaya, farklı şekilde düşünebilmek için yapılıyor bu “hayata ara verme anları”.
Bu fikrin tam tersi bir yaklaşımı da yazmak istiyorum, Kırmızı Kraliçe etkisini...
Kırmızı Kraliçe etkisi, Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Caroll’un bir diğer kitabı Aynanın İçinden’de geçen ve hayatın ta kendisini özetleyen oldukça güçlü bir analoji.
Kitapta “Daha hızlı koş Alice, daha hızlı" diye bağırıyor kraliçe.
Fakat ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar oldukları yerden ileri gidemiyorlar. Onca çabasına rağmen hâlâ aynı yerde kalmaya devam eden Alice şaşkınlıkla soruyor:
"Bunca zamandır koşuyoruz neden hala aynı ağacın altındayız? Sanki her şey bizimle beraber hareket ediyor."
Kraliçe:
"Elbette. Başka ne bekliyordun? Sadece bulunduğun yeri koruyabilmen için olabildiğince hızlı koşman gerekiyor. Eğer ki başka bir yere gitmek istiyorsan hızını en az iki misli arttırmalısın."
Geride kalamayız. Atalarımız da kalamazdı. Ertesi gün de yaşamaya devam edebilmek için daha hızlı ve daha uzun ve daha akıllı koşabilmemiz lazımdı.
Bu yaklaşımı hayata bu şekilde uyarlamak çok makul. Dünya değişiyor, insanlar her geçen gün yeni bir şey öğreniyorlar ya da yapıyorlar. Kimse durmuyor. Bu hızlı dünyada geride kalmamak için sürekli bir öğrenme çabasında olmalı, üretme, anlama, anlatma derdi yaşamalı…
Ancak sanıyorum bazen yine de, daha da hızlı koşabilmek, daha akıllı oynayabilmek için ara vermek ve farklı şekilde bakmak ve düşünebilmek gerekir dünyaya.
Marifet bu aranın verilmesi gerektiğini fark etmekte olmalı.
Antikütüphane fikri:
“Tsundoku” (積ん読), kitapların yığılmasına izin vererek kitap edinme alışkanlığını anlatan Japonca bir kelimedir. Çoğumuzun da bağ kuracağı bir anlam ifade ediyor olabilir…
Nassim Taleb, Siyah Kuğu kitabında İtalyan yazar Umberto Eco’dan bahseder. Umberto Eco’nun otuz bini aşkın kitaptan oluşan bir kütüphanesi vardır. Bu kütüphane görenleri şaşırtır ve iki gruba ayırır;
“Bu kadar kitabı nasıl okudunuz Umberto?!” diyen bir çoğunluk ve
Kütüphaneleri okunan kitapların sergilenmesini sağlayan minik bir ego gösteri alanı olarak değil, bir araştırma merkezi gibi gören bir grup azınlık.
Umberto Eco için kütüphanesi bir araştırma merkezidir. Bu sebeple okuduğu kitapları minik bir egoyla sergilemekten çok, merak ettiği, derinlemesine bilgi edinmek istediği ve henüz okumadığı kaynakları barındıran bir yer inşa eder kendine. Bu yerin adı antikütüphanedir.
Bilinmeyenlerin enginliği ürkütücü gelebilir, bu yüzden birçok insan okumadığı kitapları biriktirme fikrinden rahatsız olur. Ancak bilinmeyeni kucaklamak, keşfi yönlendiren bir şeydir. James Clerk Maxwell'in dediği gibi:
"Tamamen bilinçli cehalet, bilimdeki her gerçek ilerlemenin başlangıcıdır."
Bir antikütüphane, bilmediğimiz her şeyin bir hatırlatıcısı olan çok iyi bir fikir olabilir…
“Hell yeah or no” kitabından notlar:
Derek Sivers’in yazdığı “Hell yeah or no” kitabına dönüyorum zaman zaman. Çok basit dille yazılmış ama üzerinde düşünülmesi gereken bu kitaptan aldığım notlar;
Bir şeyi yapmak istediğinizi söylüyor ama henüz yapmıyorsanız, aslında yapmak istemiyorsunuzdur.
Bir ünvan istiyorsanız, onu kazanmalısınız. Ünvana sahip olmaya devam etmek için de kazanmaya devam etmelisiniz.
Çoğu insan neyi neden yaptığını bilmiyor. Ne yapmak istediğinizi ve nedenini bulduktan sonra, ona odaklanın ve diğer her şeyi bırakın.
Ne yaparsanız yapın ve nasıl yaparsanız yapın, bazıları her zaman yanlış yaptığınızı söyleyecektir. Yapmaya devam edin.
Utanmadan kopyalayın. Kendi sesiniz bir şekilde kendisini gösterecektir.
Eski benliğiniz, artık farklı bir insan olmanıza rağmen, hâlâ neyi sevdiğinizi ve nelerden nefret ettiğinizi söylüyor.
Karakter ve öz kimlik küçük eylemlerle inşa edilir.
Kısa vadeye ve uzun vadeye odaklanma arasındaki dengeyi bulun.
Sizi heyecanlandıran şeye evet, diğer her şeye hayır deyin.
Her zaman başkalarına faydalı olmamakta bir sorun yok.
Bir şeye, herhangi bir şeye bağımlı hissettiğiniz anda, onu bırakın. Bağımsızlığınızı ve büyüme odağınızı koruyun.
Öğrenirken, çalışırken veya başka herhangi bir şeyde hız sınırı yoktur. İstediğiniz kadar hızlı gidebilirsiniz.
Sadece sakin kalarak ve en basit şekliyle düşünerek çalışırsanız ne kadar çok şey başarabileceğinize şaşıracaksınız.
Hayatın en iyi iki anı vardır: tamamen hayata bağlı olduğunuz an ve bağlantınızı tamamen kestiğiniz an.
İki farklı seçenekle karşı karşıyaysanız, muhtemelen daha fazlası vardır.
İnsanlar size tavsiye verdiğinde, sadece kendi kazandıkları piyango biletinin sayılarını verirler.
Hayatınızın başlarında her şeye evet diyin, daha sonra bir şeyi seçin ve diğer her şeye hayır diyin.
Haftanın düşüncesi
Yeni bir işe başlarken ona %100'ünüzü verip veremeyeceğinizi düşünmek gerekir, aksi takdirde muhtemelen o iş başarısız olur.
Çünkü ailesini bu işle geçindirmeye çalışan insanlarla rekabet edeceksiniz. İçsel kararlılığı ve başarmaktan başka çaresi olmayan biriyle rekabet edebilmek için yarım yamalak iş yapamazsınız.
Haftanın sorusu
Olmasını istemediğiniz şeylerin gerçekleşmesine ne kadar katkı sağlıyorsunuz?
Önümüzdeki engellerin farkında olmalıyız. En büyük dikkati ise kendi kendimize yarattığımız engellere vermeliyiz.
Namaste!



