Merhaba!
Galaksi Rehberi pazar kahvene eşlik etsin diye e-postana taze taze ulaştı!
Bu hafta beni etkileyen, bana ilham veren her şeyi bulacaksın burada.
Senin de çok keyif alarak tükettiğin bir ürün ya da bir içerik varsa benimle paylaşır mısın? İlham almayı çok isterim.
Eğer kahvenden kocaman bir yudum aldıysan, başlayalım.
📚 Okuduklarım
Bir kitapçıya gidiyorsam en çok zaman harcadığım kategori biyografi/anı oluyor.
İnsanların hayatlarını okumaya bayılıyorum. Hele ki o hayat acıyla, tatlıyla, pişmanlıklarla doluysa ve üstüne bir de —müthiş bir klişeyle— başarısızlıklardan doğan bir başarı hikâyesi barındırıyorsa, değmeyin keyfime.
İyi bir biyografi bulmak zor bu arada, kolay bulunmuyorlar.
Şu zamana kadar en keyifle okuduğum biyografilerin başında -otobiyografi ve iş kitabı da diyebileceğimiz- Ayakkabı Gurusu geliyor. Sonra Jeff Bezos, Elon Musk, James Dyson, Steve Jobs, Bill Gates…
En sevdiğim biyografilerin neredeyse hepsi yabancı, çoğu da Amerikalı. (Con Sinov’un yazdığı “Yarının Adamı” serisini ayrı bir yere koyduğumu belirtmek isterim sevgili okur.)
Biraz canım sıkıldı bu duruma…
Kitapları kötülediğim ve hiç beğenmediğim bir yerden söylemiyorum bunu. Hepsini keyifle okudum, altlarını çizdim, bazı söylemleri beğenmeyip satır sonuna soru işareti bıraktım, yazarla tartıştım, dersler çıkardım. Ama bu toprakların çıkardığı yeteneklere daha çok vakit ayırmak istediğimi fark ettim.
Nesrin Topkapı’nın Otobiyografisi’ni gördüğümde bunları düşünüp kitabı hemen aldım. Şu anda keyifle okuduğum kitap bu. Müzeyyen Senar’ın repertuarındaki binlerce şarkıdan, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir desinatör (tasarımcı) olduğundan ve tüm sahne kıyafetlerini kendisinin diktiğinden ilk kez bu kitap sayesinde haberim oldu.
Bu rehberde çokça “Amerika menşeli” kitap ya da anlatı görmeye devam edeceksin sevgili okur; çünkü bir şeyden ders çıkarıyorsam ve beni etkiliyorsa mutlaka paylaşmak istiyorum. Ama yerli kahramanlarımıza daha fazla yer ayıracağımı da belirtmek isterim.
Nesrin Topkapı’nın hayatından eski Türkiye ve yeni Türkiye ile ilgili çok şey öğreniyorum; sana da çok tavsiye ediyorum.
📺 İzlediklerim
Bu hafta HBO’da yayınlanan The Dark Wizard’ı izledim. Nasıl anlatsam nereden başlasam?
"The Dark Wizard", Dean Potter hakkında bir belgesel. Kariyerine önce tırmanıcı olarak başlıyor, sonra paraşütçülüğe geçiyor. Ardından kendi deyimiyle "free basing"e —yani tırmanıp sonra paraşütle atlamaya— ve en sonunda wingsuit'e uzanıyor bu başarı.
Dört bölümlük seri, Dean’in ruh sağlığı mücadelelerini, yüksek dopaminli hallerini nasıl olağanüstü performanslara kanalize edebildiğini ve düşüşlerini nasıl dengelediğini anlatıyor.
Belgeselin en ilgi çekici kısmı bence, son zamanlarda üzerine çok düşündüğüm bir konu olan “enerji”. Bu dünyaya belli bir miktar enerjiyle geliyoruz ve bunu genelde zaman ve uzun ömür olarak düşünüyoruz. Ama enerji dediğimiz şeyden daha fazlasına sahip görünen insanlar var ve onu odaklayabildiklerinde performansı akıl almaz seviyelere taşıyorlar. Filmde bu enerjinin zaman zaman ona geri dönüp onu neredeyse yok edişini de görüyorsun, zaman zaman da onu bir şekilde dizginleyip bu inanılmaz başarılara dönüştürüşünü de...
Ama filmin en önemli tarafı şu, Potter, başka insanlarla rekabet halindeyken bu enerjiyi yanlış kullanmış oluyor ve bu ona zarar veriyor. Onun deyimiyle sadece “güzelliğin peşinden gittiğinde”, yani o hissin, o saf deneyimin peşine düşüp enerjisini gerçekten sevdiği bir şeye akıttığında gerçekten etkileyici işler ortaya çıkıyor ve onu ileri taşıyor.
Enerjimizi bizi en iyi halimizle yansıtan şeylere mi akıtıyoruz -Dean’in deyimiyle güzelliğe mi kanalize ediyoruz- yoksa rekabete mi?
Dean’in hikayesinden anlaşılan şu ki -spoiler vermeden yazmaya çok çabalıyorum gerçekten- insanı yok eden şey rekabet. Rekabet sayesinde çıtayı sürekli yükselttiğimizi düşünebilirsin. Ama dört bölümü de izlediğinde fark ediyorsun ki, rekabet bir yanılsama. Rekabete kapıldığında kendi çıktını, kendi performansını sınırlıyorsun. Filmde ayrıca Alex Honnold’un konuk olduğu birkaç bölüm var ve Dean ile aralarındaki rekabet son derece ilginç.
Uzun bir fragman oldu ama insan psikolojisine ve enerjiye dair gerçek bir içgörü şöleni.
🔬 Denediklerim:
Chrome’da yeni yayınlanan dikey sekmeler ve okuma modunu kullanmaya başladım.
Yan yana duran sekmeler bir yerden sonra karınca duası halini aldığından, hangi sekmede ne olduğunu sıklıkla takip edemiyordum. Chrome'un yeni yayınladığı dikey sekme seçeneği bu sorunumu çözdü.
Chrome'un güncel olduğundan emin olup sekme çubuğuna sağ tıklaman ve "Sekmeleri Dikey Olarak Göster" seçeneğine tıklaman yeterli. Sekmelerini tarayıcı penceresinin kenarına taşıyarak, sekme sayın iki haneli sayılara ulaştığında bile sayfa başlıklarını tam olarak okuyabilir ve sekme gruplarını kolaylıkla yönetebilirsin.
Aynı şekilde okuma modu da bu yeni dikey sekmelerle birlikte kullanılınca gürültüsüz bir Substack keyfi yaşamamı sağlıyor. Herhangi bir sayfada sağ tıklayıp "Okuma Modu'nda Aç" seçeneğine tıkladığında tam sayfa bir arayüz göreceksin.
✍️ Haftanın akıl modeli
Temel ilkelerle düşünmeyi yani First Principles’ı bu hafta baktığım her yerde gördüm.
Temel ilkelerle düşünmek, karmaşık bir sistemi parçalarına ayırıp onu tartışılamaz, temel ham maddelerine indirgeme ve sonra onu yeniden inşa etme yöntemidir.
Ozan Varol’un “Roket Bilimci Gibi Düşün” kitabında temel ilkelerle düşünmek için verdiği analoji ise şöyle;
“Analoji yoluyla akıl yürütmek veya başkalarının ne yaptığını kopyalamak, başkasının müziğini çaldığınız bir cover grubu olmak gibidir; oysa temel ilkelerle düşünmede müziğin temel ham maddeleri olan notalara geri döner ve sıfırdan özgün bir şarkı inşa edersiniz.”
Temel ilkeleri baz aldığım taze yazıyı henüz okumadıysan;
🧘🏻♀️ Üzerine düşündüklerim
"Sen gökyüzüsün. Geri kalan her şey sadece hava durumu."
Pema Chödrön’ın Sıçrayış isimli kitabı muhteşem bir kitaptır. Aldığım notları paylaştığım yazıyı şurada bulabilirsin.
Hande.





Sevebileceğinizi düşündüğüm birkaç kitap tavsiyesi de ben eklemek isterim ;
*Pema Chödrön’ın "Teslimiyetin Gücü"
*Yerli otobiyografi olarak da "Ömrümden Uzun İdeallerim Var"
Umarım vaktinize değen okumalar olur 😊
“rekabet bir yanılsama” bu beni çok etkiledi. Çocukken babam sürekli azimli ol ama asla hırslanma derdi. İkisini de şöyle ayırırdı. Azim, kendi başarına karşı kendinle rekabet etmek, hırs ise başkalarının başarısını kıskanarak onlarla rekabet etmek 🙂