En çok takdir ettiğim insanlar, en stresli ve en zor anlarda biyolojilerine yenilmeyen insanlar.
Biyolojimize yenilmemek ne demek? Her ne kadar genlerimize işlemiş bir alt bilinç olsa da, duygularımızla tepki vermek yerine kendimize düşünmek için alan yaratabilmek demek. Bunu da biyolojimiz tepki vermek için yanıp tutuşurken yapabilmek demek.
Cevap vermeden durabilmek... Kızmadan düşünebilmek... Öfkelenmeden nefes alabilmek…
Nedir biyolojimiz?
Biyolojimiz, Afrika savanalarında kendi bölgesini korumaya çalışan ilk insanınkine benziyor. Hatta aynısı. Ama artık fiziksel değil, psikolojik bir savunma bu. Kimliğimiz bizim korumaya çalıştığımız bölgemiz.
Yaptığımız bir iş eleştirildiğinde bu yüzden defansa geçerek tepki veririz. İnançlarımız sorgulandığında dinlemeyi ve anlamayı keser, direkt saldırı moduna geçeriz. Kendimizi gördüğümüz yer sorgulandığında buna dayanamayız ve öfkeleniriz.
Biyolojimiz bir hiyerarşi yaratmaya meyleder. Bu yüzden birisi siz konuşurken lafınızı kestiğinde sinirlenirsiniz. “Sen kim oluyorsun da benim lafımı kesiyorsun?” diye sarsmak istersiniz karşınızdakini. Çünkü sözün kesilmesi bilinçaltınızda daha düşük bir hiyerarşik seviye demektir. Sözünüzü kesen de kendini daha yüksek bir seviyede görür.
Bu yüzden çocuğunuz ısrarla aldığınız kararı sorguladığında rasyonel bir cevap vermek yerine “Çünkü ben öyle istiyorum” dersiniz. Patronunuz size “Çünkü ben böyle istiyorum” der. Siz de patron olsanız, düşünüş şeklinizi sorgulayan birisine “Çünkü ben böyle istiyorum” dersiniz…
Biyolojimiz, söz konusu size karşı diğerleri olduğunda kendinizi kurtarmak eğilimindedir. İşten çıkarmalar başladığında sizin yerinize takım arkadaşınız gönderildiğinde bir rahatlama hissetmeniz bundadır.
Çünkü biyolojimiz hep oradadır.
En sıradan zamanlarda, gün içinde en olağan saatlerde aldığınız kararı tetikleyen biyolojiniz olursa, uzun vadede ne kadar çok akıl modeli bilirseniz bilin yine de istediğiniz rasyonelliğe kavuşamazsınız.
Bu yüzden biyolojimizi durdurmayı, kendimize bir alan yaratmayı başaramadığımız müddetçe bildiğimiz ve öğrendiğimiz modellerin hiçbir faydası olmuyor.
Duygularımızın kontrolü ele alması: Sonny
Baba (The Godfather) filmini izlediyseniz (ve hatta kitabını okuduysanız) Vito Corleone’nin, yani Corleone suç ailesinin başının, durumlar ne olursa olsun ne kadar sabırlı ve disiplinli olduğunu bilirsiniz. Hiçbir zaman duygularıyla tepki vermez. Hiçbir zaman düşünmeden hareket etmez.
Vito’nun büyük oğlu Sonny ise babasının tam tersi. Hep öfkesiyle bilinir. Hemen tepki verir ve bu çoğu zaman her şeyi daha kötü hale getiren yegane şeydir tüm hikaye boyunca.
Başka bir aile Vito’ya uyuşturucu dağıtımı işbirliği önerir. Vito reddeder. Ama Sonny, ailesi için daha fazla para kazanmak uğruna babasının reddini bilmeden kabul eder. Bu durum diğer suç ailelerine o muhteşem fikri verir; Vito ortadan kaldırılırsa Sonny ile her şey daha kolay yürüyebilir. Ve Vito’ya saldırı düzenlerler.
Vito hastanedeyken ailenin başına Sonny geçer. Babasına yapılanın öfkesiyle diğer ailelere savaş ilan eder. Kendi kayınbiraderini, kız kardeşine zarar verdiği gerekçesiyle herkesin ortasında dövdükten sonra kayınbiraderinin diğer ailelerle birlikte kurduğu kumpas sonucu Sonny yine kendi öfkesi ona karşı kullanılarak öldürülür…
Hepimizin içinde biraz Sonny var.
Sonny olmayı bırakmayı hatırlamak, durmak ve duygularımıza tepki vermemek en önemli ilk adım.
Egomuzun kontrolü devralması: Carlo
Corleone ailesinden devam ediyoruz hikayemize ve ailenin damadı Carlo Rizzi’yi ele alıyoruz.
Carlo, aileye Vito’nun kızı Connie ile evlenerek katılır. Ancak hiçbir zaman ailedeki hiyerarşisinden memnun olmaz. Kendisinin çok daha fazla sorumluluk alması halinde çok başarılı olacağını bilir ama kimse ona bu gücü vermez.
Egosunun tatminsizliğiyle ve üzerine bir de Sonny tarafından herkesin ortasında aşağılanınca aileye ihanet eder. Düşman ailelerle işbirliği yaparak tamamen karanlık tarafa geçer ve Sonny’i öldürtür. Tabii ki kendisinin sonu da Sonny’den farklı olmaz.
Hepimizin içinde biraz Carlo var.
Yaptığımız işin, verdiğimiz emeğin yeterince takdir edilmediğine inanarak rakip şirketlerle görüşmeye başlayabilir, hoşlandığımız kişinin göstermediği ilgiyi başkalarıyla flörtleşerek onlardan almaya çalışabiliriz.
Özellikle Covid zamanı ortaya çıkan “sessiz istifa” olarak da bilinen, çalışanın %100’ünü vermek yerine çok çok az eforla çalışmaya devam ettiği, çünkü kendisinin yeteri kadar takdir edilmediğine inanması durumuna kaç kere şahit olduğumu bilmiyorum.
Eğer gururunuzun incindiğini düşünüyorsanız, eğer dışarıdan nasıl göründüğünüze çok fazla enerji harcıyorsanız, eğer iki makale okuduktan sonra bir konu hakkında “uzman” olduğunuza inanıyorsanız, eğer her zaman doğru olduğunuzu düşünüp diğerlerinin hatalı olduğuna inanıyorsanız, eğer hak ettiğiniz değeri görmediğinize ve takdiri duymadığınıza inanıyorsanız... Egonuzun kontrolü devralmış olabileceğinin farkında olun.
Sonuç
Rasyonel düşünmenin ilk adımı kendimize düşünmek için alan yaratmak. Bu alanı tehdit eden en önemli şey ise biyolojimiz. Onun farkında olmamız en önemli şey.
Bu hafta biyolojimizin farkında olduğumuz bir hafta dilerim hepimize.
Hande




Eskilerin nefis dedikleri şey bu muydu ya da ene dedikleri? Hangisi