Bu haftaki temamız biraz karanlık gibi görünse de aslında tam tersi olsun istiyorum. Hayat versin. Sizi yükseltsin...
“Memento mori” yani “bir gün öleceğini hatırla” ile başlıyoruz yeni haftaya...
İçinde ölüm geçen herhangi bir cümlenin verebileceği tüm karanlıklara sahip olsa da “memento mori”; ölümsüz olmadığımız, bir gün öleceğimiz ve tam da bu sebepten bugünü mümkün olduğunca güzel ve anlamlı yaşamamız gerekliliği üzerine yorumlayacağımız bir söz.
Stoa felsefesinden gelen bu sözü filozof kral olarak bilinen Marcus Aurelius, kendisine sık sık hatırlatır ve hatırlatılmasını ister. Özellikle zaferle sonuçlanan savaşlardan sonra şehre girdiğinde halkının onu coşkuyla karşıladığı anlarda sık sık duymak ister bu sözü... Tüm halkı onu adeta taparcasına selamlarken, Marcus’un yanında yürüyen başka biri kulağına “Memento mori” diye fısıldar. “Sen de insansın, ölümsüz değilsin ve bir gün öleceksin...”
Kazanılan büyük zaferlerin sonunda ya da başarılan tüm o güzel hedeflerin ardından ölümsüzmüşüz gibi hissetmeye meylediriz. Ölümü tanırız, biliriz de onun bize değil de diğerlerine olacağına inanırız içten içe...
Uzun yıllar bakım evinde çalışmış olan Bronnie’nin de ölüm hakkında söyleyecekleri var.
Hastaları genelde yaşamlarının son evrelerinde olurmuş. Bronnie bu insanların hayatlarının son dört haftasını onlarla birlikte geçirerek karşılıklı birçok duygu paylaşırmış.
İnsanlar ölümle yüzleşince, özellikle kendi ölümleriyle yüzleşince olgunlaşıyor diyor Bronnie yazısında.
Bu durumu birebir yaşayan Morgan Housel’ın karanlık bir gençlik anısı paylaşmak istiyorum önce;
Lake Tahoe’de kayak yarışçısı olarak büyüyen Morgan şu anda bir yatırımcı ve Paranın Psikolojisi ismli kitabın yazarı aynı zamanda.
Bir konferansta konuşmacı olduğu sırada Morgan’a bir zamanlar kayakçı olmasının yatırımcı zihniyetine ne kattığını sormuşlar ve o anda aklına gelen ilk şeyi anlatmaya başlamış...
2001’de henüz Morgan ve arkadaşları oldukça gençken, tüm hayatları kayak yapmak üzerine kuruluymuş. Birlikte çok sık zaman geçirip, çok yoğun antremanlar yapıp oldukça fazla şey paylaşırlarmış.
1960’larda Olimpiyatlar’a ev sahipliği yapmış olan Squaw Valley, doğa harikası olmasının yanısıra Morgan ve kayak arkadaşlarının ikinci eviymiş.
Kayak sporu günde dört saat antrenman gerektirmesine rağmen günün kalan dört saatinde de Morgan ve arkadaşları “serbest kayak” yaparmış. Sadece keyfine, tadını çıkara çıkara kaymak yani bu...
15 Şubat 2001’de Colorado’dan bir yarıştan henüz dönmüşler. Eve uçuşları hava koşulları nedeniyle ertelenmiş ve takımca Lake Tahoe’de otelde kalmışlar. Bu süreyi de Morgan ve iki arkadaşı Brendon ve Bryan, tehlikeli bölge dedikleri alanda serbest kayış yaparak değerlendirmek istemişler. Daha önce yapmadıkları şey değilmiş bu, ne de olsa profesyonel onlar. Yeni yağmış karın üzerinde henüz başka hiçbir canlının ayak basmadığı beyazlıkta arkadaştan çok kardeşleriniz bildiğiniz insanlarla birlikte kaymak en büyük eğlenceleriymiş.
O gün de öyle yapmışlar. Tehlikeli bölgede kaymaya başlamışlar. Bryan’ın o gün evden çıkmadan önce annesine “merak etme anne, tehlikeli bölgede kaymayacağım” demiş olmasına rağmen...
Kayacakları düz alan, şehre giden yolla birleştiğinde bitiyormuş. Yani oraya kadar kayarak indikten sonra yoldan geçen araçlarla otostop yaparak tekrar yukarı çıkmaktan başka çareleri yokmuş. Bu durum eğlencelerine engel olmamış ve hazırlanıp kaymaya başlamışlar.
Morgan kayarken oldukça küçük olan bir çığa yakalandığını hatırlıyor. Küçükmüş, çünkü dizlerinin üzerine bile çıkmıyormuş yüksekliği çığın. Resmen kar dalgasıyla birlikte kaymaya başlamış o anda Morgan, dengesini sağlamaya çalışarak kar kütlesiyle birlikte adeta dans ederek inmiş aşağı kadar. Çığ çabuk sönmüş. Brendon Morgan’ın solunda, Bryan ise sağındaymış o anda. İkisine denk gelmemiş bu minik çığ ama Morgan’ı çığla birlikte kayarken görmüşler ve bu duruma hep birlikte eğlenerek aşağı kadar inmişler.
Yolda üçünü tekrar yukarı çıkaracak bir araç bulmak için oldukça uzun süre beklemek zorunda kalmışlar. Sonunda bir araç onları almayı kabul etmiş ve tekrar yukarı çıkmışlar.
Yukarı çıkınca Brendan ve Bryan tekrar kaymak için hazırlanmış. Morgan, bugün bile hala neden ve nasıl bu kararı verdiğini hatırlamıyor ama tekrar kaymak istememiş. Belki de yolun aşağısında otostopla araç bulma kısmından hiç hoşlanmadığındandır bilinmez, tekrar kaymamış onlarla. Ama onları kendi aracını alıp yolun aşağısında beklemeyi teklif etmiş. Bryan ve Brendon heyecanla kabul etmişler.
Yarım saat sonra Morgan aracıyla buluşma noktalarına gelmiş ve Bryan ve Brendon orda yokmuş. Beklemeye başlamış. Bir saat, iki saat... İkisi de yok. Ondan önce başka bir araca denk gelip tekrar yukarı çıktıklarını düşünmüş, yukarı gitmiş herkese sormuş, kimse görmemiş onları... Brendon’ın evi biraz daha yakınmış ve evine gitmiş olabileceğini düşünerek evine gitmiş ancak evde de yokmuş.
Aradan birkaç saat geçtikten sonra arama kurtarma ekipleri devreye girmiş ve Morgan’n anlattığı bölgede arama çalışmaları başlamış. Ertesi sabah 9’da çığlık sesleri yankılanmış bölgede. Bryan’ın annesine ait olan sesler...
Arama köpekleri Brendon ve Bryan’ın iki metre altında gömülü olduğu çığ alanını işaret etmiş ve ikisinin cansız bedeni çığın altından çıkartılmış.
Morgan o gün aldığı bu kararı nasıl aldığını hala bilmiyor. Yaklaşık 20 sene öncesin ait olan bu karanlık anının üzerinden üniversite, evlilik, çocuklar, iş değişikliği ve binlerce başka karar geçmiş olmasının tek nedeni, Morgan’ın o anda aldığı “kaymama” kararı...
Brendon ve Bryan’ın ölümü Morgan’ın yatırımcı olmasıyla ilintili mi emin değil Morgan. Ancak riskin farkında olunması gereken en önemli üç adımının altını çiziyor:
Başınıza gelebilecek olan ihtimaller
Başınıza ortalama ihtimalle gelebilecek olanların sonuçları
Başınıza en az ihtimalle gelebilecek olanların sonuçları
Bunlardan ilk ikisini düşünmek kolay. Üçüncüsü ise en zor olanı ve sadece yaşayarak öğreniliyor…
17 yaşındaki Morgan ve arkadaşları riskleri biliyordu ama bir an bile bu sonucu düşünmediler. İhtimal vermediler. Olabilecek en kötü sonuç, yasak alanda kaydıkları için ceza almak olacaktı antrenörlerinden onlara göre. Hiçbiri az ihtimalli, en kötü ama en önemli sonucu düşünmedi.
Yatırım yaparken de, karar alırken de, hayatı yaşarken de, ortalama sonuçlar günlerin geçmesini sağlar. Ama en az ihtimalli sonuçlar -pandemi, kriz, ölüm- her şeyin yönünü değiştirir. Düşünmemiz gerekenler bu ihtimaller... En önemli ama en yıkıcı olanlar bunlar...
Yazının başında bahsettiğim Bronnie Ware’in, ölüm yatağındaki insanlardan öğrendiği pişmanlıklarda şimdi sıra:
1. Keşke başkalarının benden beklediği hayatı değil, kendime uygun bir hayat yaşama cesaretim olsaydı
Bu herkesin en sık pişmanlık duyduğu şey. İnsanlar hayatlarının sona erdiğini fark ettiğinde ve geriye dönüp hayatlarına baktığında en çok yaşayamadıkları hayalleri acı veriyor...
Hayalleriniz için bir şeyler yapmak, başaramasanız bile denemek her şeyi değiştirir... Hala sağlığınız yerindeyken hayallerinizi gerçekleştirebilmek için uğraşın...
2. Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.
Çok çalışan baba ve annelerin sıklıkla söylediği pişmanlıkların başında geliyor bu da. Çocuklarının büyümelerine ve eşlerinin onlarsız geçen zamanlarına duydukları pişmanlık bu. Hayatımızı biraz daha basitleştirmek ve bu basitleştirmeyi hayatımızın en önemli varlıkları etrafında yapmak bu pişmanlığı oldukça azaltabilir sanıyorum.
3. Keşke duygularımı ifade etme cesaretim olsaydı.
Çoğumuz diğerleriyle geçinebilmek için duygularımızı bastırırız. Sonucunda ortalama bir birey olup kendi potansiyelimizi gerçekleştiremeyiz. Bu bastırılmışlıktan ise çoğumuz strese bağlı sağlık sorunları yaşar.
Başkalarının davranışlarını ya da reaksiyonlarını değiştiremeyiz. Şunu bi öğrenemedik şu hayatta. Hep bir çaba, hep bir “aman ağzımızın tadı kaçmasın” isteği. Olmaz. Olmuyor dostlar. O insanlar size önünde sonunda istemediğiniz şeyleri yapıyor ya da söylüyorlar. Bu durumu en sonunda yaşamamak için bastırmayın duygularınızı, ne yanlış gidiyorsa söyleyebilecek cesaretiniz olsun bu hayatta. Olsun ki yanlış gidebilecek her şeyi başından durdurabilin. Size iyi gelmeyen insanları, ortamları hayatınızdan çıkarabilin...
4. Keşke arkadaşlarımla iletişimde kalsaydım.
Çoğunlukla insanlar eski arkadaşlarıyla yaşadığı güzel anıları hatırlayıp onlarla iletişimde kalamadıkları için pişmanlar. Çoğumuz kendi hayatımıza ve kendi gerçekliğimize öylesine karışıyoruz ki dostlarımızı unutuyoruz. Arayıp sormuyoruz. İletişimde kalmıyoruz...
5. Keşke daha mutlu olmama izin verseydim.
Çoğumuz mutluluğun bize “olan” bir şey değil, bizim “seçimimiz” olduğunu çok geç anlıyor. Eski alışkanlıklarda kalmaya, eskiden öğrendiğimiz/öğretilmiş davranışları sergilemeye devam ediyoruz. Çünkü en “konforlu” olan bu. Sonuçlarını bildiğimiz şeyler bunlar, yeni bir şeyin nasıl sonuçlanabileceğini bilmiyoruz, bu korkutucu geliyor...
Ölüm yatağındayken, diğerlerinin sizin hakkında ne düşündüğü aklınıza dahi gelmiyor. Hayat bir seçim. Akıllıca seçmeli, bize iyi geleni, gelebilecek olanı seçmeli. Mutluluğu seçmeli...
Bu haftayı bu beş maddeden çıkaracağımız bir TO DO LIST’le kapatıyoruz. Yukarıdaki beş pişmanlığı yapmamak için hep hatırlayacağımız, diğer tüm “yapılacaklar listelerinin” en üstünde olacak olan en önemli beş yapılacak şey:
Hayallerini erteleme
Çok fazla çalışma
Düşündüğünü cesurca söyle
Arkadaşlarınla hep iletişimde kal
Mutlu ol.
ve bir gün öleceğini hatırla sevgili okur...
Memento mori.


