Merhaba!
Bu hafta hayatın anlamını bir kere daha derinden sorguladığım -yani aslında gayet sıradan ve normal bir haftaydı.
Beni en çok yükselten şey ise, altını çizdiğim tüm notları tekrar tekrar okutan kitap “The Lion Tracker's Guide To Life” oldu. Yazının büyük kısmını buna ayırdım.
Bu hafta yazıda;
Mel Robbins’in işe yarayan tek üretkenlik hack’i diye adlandırdığı 5 saniye kuralı
Bir Afrika felsefesi olan ubuntu’yu
Yatırım tavsiyesi olmayan ama aslında olan güç yasasını
Ve “The Lion Tracker's Guide To Life” notlarımı bulacaksınız.
Namaste.
🐣 Her sabah yapmanız gereken şey;
Yataktan kalkmak için (ve canınızın yapmak istemediği, sürekli ertelediğiniz o şeye başlamak için) Mel Robbins’in 5 saniye kuralı:
Hazırlanmak için kalkmanız gerektiğini biliyorsunuz, yoksa işe geç kalacaksınız. Kendinize şunu söyleyin; “5'ten geriye sayacağım ve bittiğinde ayağa kalkıyorum.”
Buradaki fikir, 5’ten geriye sayarak bir roketin havalanışının işareti gibi, kendinizi koşullayarak o şeyi yapmaya başlamanızı simgeliyor. Buna göre, beş saniye içinde harekete geçin, çünkü harekete geçmeyi ertelediğinizde, beyniniz bir şeyi yapmamayı rasyonelleştirmeye başlayacak ve sonra onu yapmak daha zor hâle gelecektir. Başka bir deyişle, beyniniz sizi vazgeçirmeden önce şimdi yapın.
🤓 Bilmenin yetmediği, uygulamanın gerektiği kavram;
Ubuntu: “I am because of you.” - "Ben, biz olduğumuz zaman benim.”
Afrika felsefesi olan “ubuntu” insanların birbirlerine bağlılığına odaklanan hümanist bir felsefedir.
“Ubuntu'ya inanan bir insan diğerlerine açıktır, diğerlerine olumludur, diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez, onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, zulme uğradığında ya da ezildiğinde kendini de aşağılanmış hisseder.”
💰“Bir gün okurum” diyip okumadığınız o önemli şey;
power law: “Normal bir dünyada yaşamıyoruz, güç yasasıyla çalışan bir dünyada yaşıyoruz.” Peter Thiel
Güç yasası “risk sermayesindeki en yaygın kural” olarak adlandırılır. Kamu piyasası yatırımcıları ortalama geri dönüş ile kazanırken, erken aşamadaki teknolojide kazananlar üstel bir oranda ilerler ve az sayıda ama değerli yatırım, toplam kazançların büyük kısmını oluşturur.
1985 ile 2014 arasında, dağıtılan risk sermayesinin yüzde 5'i, tüm kazançların yüzde 60'ını oluşturmuş.
İnternet ise bu fenomeni yeni bir düzeye taşıdı. Apple, Cisco ve Atari gibi firmaları destekleyen Sequoia, sadece Yahoo'dan, önceki yatırımlarının tümünün toplamından daha fazla kazanç sağlamış. Sırrı ise biraz sabırlı olmayı öğrenmek, kısa yoldan para kazanma hayalleri yerine uzun vadeli yatırımlara odaklanmak…
🦁 Gün sonu okuması;
The Lion Tracker’s Guide to Life - Boyd Varty
The Lion Tracker’s Guide to Life isimli kitabı öneren çok olmuştu. Kitabın yazarı ve iz sürücü Boyd Varty’ye Tim Ferris’in podcast’inde denk gelince okumalıyım dedim ve gayet ince olan bu kitabı bir hafta sonunda bitirdim.
Boyd’un renkli bir çocukluk hikayesi var. Her şey, büyük babasının Güney Afrika’da satın aldığı vahşi arazi üzerinde annesi babasının safari işi kurmasıyla başlıyor.
Medeniyetten oldukça uzakta yaşayan Boyd ve kız kardeşi, eğitim almak için anne ve babasının kullandığı minik uçakla medeniyete, okullarına bırakılıyorlar, pazartesiden çarşambaya kadar eğitim alıyorlar, çarşamba günü yine anne veya babasının kullandığı uçakla safari işlerinin yürütüldüğü vahşi bölgeye getiriliyorlarmış.
Boyd’un oldukça ilginç bu yaşam stili küçükken ona garip gelmese de büyüdükçe aklını kurcalamaya başlamış ve bir soruya dönüşmüş bu durum: “bildiğimiz şeyleri nasıl biliriz?”
Sorunun hikâyesi, Boyd’un babasının ve amcasının küçükken önlerinden geçen bir leoparla başlıyor. Babası ve amcası, kendi babalarını aniden kaybettikten sonra, bu vahşi araziyle ne yapacaklarını bilemedikleri bir gün araçlarıyla vahşi arazide gezerken, 200 metre ötelerinde bir leopar yola atlıyor, babasıyla göz göze geliyor. Bir dişini göstererek hafifçe tehdit ettikten sonra, yolun karşısına geçerek gözden kayboluyor leopar. Aracı o anda durduran babası, kardeşine diyor ki: “az önce ne olduğunu bilmiyorum, ama bu benim geleceğim.” diyor.
Araziyi satmaktan vazgeçiyorlar ve safari işini kuruyorlar.
Aslında bildiğimiz şeyleri bildiğimizi anlamak için böyle “büyülü” anlara mı ihtiyaç duyarız hep peki? Aslında cevabını içten içe bildiğimiz her sorunumuz için vahşi bir leoparın yolun ortasında belirmesi mi gerekir? Yoksa kendimizi dinlemeyi, hayatımızı, içindeki insanları ve hareketlerimizi takip etmeyi öğrenirsek, bunlara dikkatimizi verirsek büyülü leoparlara gerek kalmadan çözebilir miyiz hayatımızın anlamını sevgili okur?
Tam da kitapta Boyd, çocukluğundan beri işi olan aslanları takip etmenin, onun hayatına olan etkisinden bahsediyor. Her birimizin bir “izci” olduğunu anlatan Boyd, hayatımızda bize enerji veren, bizi mutlu eden herkesi ve her şeyi takip edip, bu şeyleri ve insanları hayatımızda tutarak ulaşmak istediğimiz yere gelebileceğimizin altını çiziyor.
Beni en çok etkileyen cümle ise “I don’t know where we are going but I know exactly how to get there” oldu.
Boyd’un mentoru, yerli Güney Afrikalı aslan izcisi Reni’nin sözü bu. Ne zaman Boyd bilinmezlerin ortasında kalsa, ne zaman üç saat boyunca takip ettikleri izlerin aslında aslanlara ait olmadıklarını öğrenseler ve umudunu yitirmeye başlasa, Ren ona: “nereye gittiğimizi bilmiyorum ama oraya nasıl gideceğimizi biliyorum” diyor. O kadar güzel bir cümle ki bu...
“İzle sadece izle” demek bu aslında. Nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama gideceğimizi yere hep bir sonraki adımı izleyerek gidebiliyoruz. Bütün hayat karmaşasının, sıkıntısının içinde, binlerce olasılık içinde o en belirgin adımı atarak devam ediyoruz hayata. Etmeliyiz ya da...
“Bundan 10 sene sonra hayatım nasıl olacak, nerede ne ne yapıyor olacağım?” sorusunun cevabı oldukça karmaşık ve çözülemez görünür. 10 sene sonra nerede olacağımızı bilmiyoruz. Ama oraya nasıl gideceğimizi biliyoruz. Adım adım...
İlk adım hep zordur. Bilinmezliğin ortasında ilk adımı bulmak ve onu atmak kolay değildir. İlk adımı atabilecek kadar başlayabilmek güven vermez çoğu zaman. Adım adım ilerlemek yeterli gelmez. Hemen olsun isteriz. Hemen hayatımız değişsin, bir günde aydınlanalım, bir anda büyüyelim... Ama ilk adımı atmak için yeterli olan küçük efordur aslında her şeyi başlatan. Yani bir anda dönüşmeyi istemek yerine, dönüşümün içinde olmayı öğretmemiz lazım kendimize…
Bir aslan izcisinin yaptığı en önemli şey “farkında olmaktır.” Enerjinizi düşüren, sizi mutsuz eden ne varsa bunları fark edin. Önce fark edin. Ve bunları daha az alın hayatınıza. Joseph Campbell’in dediği gibi “people are not looking for meaning of life, they are looking for the feeling of alive.” ,“insanlar hayatın anlamını aramıyorlar, yaşıyor olma hissini arıyorlar.”
Enerjinizi düşüren her şeyin farkında olun ve bunları hayatınızda daha az yapın. Enerjinizi yükselten size “yaşıyor hissi veren” her şeyi fark edin ve bunları daha sık yapın.
Boyd çocukken, mentoru olan aslan izcisi Reni ondan, küçük bir alanda yürüyüp tüm izleri anlamaya çalışmasını istermiş. Boyd bir kere yürüyüp geldiğinde Reni sorarmış; “ne fark ettin anlat bakalım?” Boyd “bir antilop geçmiş buradan birkaç saat önce” dediğinde Reni bir daha yürüyüp gelmesini istermiş. Boyd bir kere daha yürürmüş aynı araziyi, sonra bir kere daha, bir kere daha... Her defasında yeni detaylar, yeni izler bulurmuş antilop hikâyesinde. Antilop geçerken onun önünden ondan kaçan farenin kuyruğunun izlerini, antilobu takip eden yılanın bıraktığı izleri, antilobun tökezlediği ve yön değiştirdiği her küçük anı... Bunca detayı, tekrar ve tekrar incelediğinde fark edermiş Boyd.
Size enerji veren, sizi yükselten her şeyi, hayatınızı incelemeye fırsatınız olduğunda fark edersiniz. Tekrar tekrar incelediğinizde... Bu yüzden sabahları not tutmak, gün sonunda günü değerlendiren yazılar yazmak ya da en azından o günü düşünmek oldukça kıymetli. Hayatın bilinmezliğinde hep bir sonraki adımı ararken, bu adım için bize yol gösterecek bu işaretlerin farkında olmak çok önemli.
Sokrates’in de dediği gibi; “sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez.”
👌 Haftanın sözü:
“Nereye gittiğimi bilmiyorum ama oraya nasıl gideceğimi biliyorum.” - Reni, aslan izcisi.


